|
||
| BU ÜLKEDEKİ İNSANLAR TARİH BOYUNCA KARDEŞ OLARAK YASADI ULU ÖNDER MUSTAFA KEMEL ATATÜRK ÜN DEDİGİ GIBI NE MUTLU TÜRKÜM DIYEN HERKES TÜRKTÜR.BU ÜLKEYİ BÖLMEYE ÇALISAN EMPERYALİSTLER VE ONLARIN UŞAKLARI BU ÜLKEYİ BÖLEMEZ ONLARIN GÜCÜ YETMEZ .BAŞBUG TÜRKEŞ IN ASKERLERI BU DUNYADA VAR OLDUKÇA BU ULKU BOLUNMEZ.ULKUDAŞALAR HEPİMİZ BIRLIK OLALIM SOKAKLARA ÇIKALIM BU ÜLKE BIZIM BU ÜLKE TARIHTE TÜRKTÜ İLELEBETTE TÜRK KALACAKTIR.HAYDİ ÜLKÜDAŞLAR BÜGÜN TÜRKLÜK GÜNÜDÜR TÜRKLÜGÜN ŞEREFİNİ ŞANINI KUDRETINI TUM DUNYAYA GOSTERELIM.YAŞASIN TÜRK MILLETI KAHROLSUN EMPERYALIZM. | ||
|
||
| Sokağa çıkma yasağımız var haberin yok mu.Bahçeli kızar sonra | ||
|
||
| BIZ ALPSLAN TÜRKEŞİN ASKERLERİYIZ BIZ SADECE ALLAHTAN KORKARIZ.SAYIN DEVLET BAHCELI KIZSIN FAKAT ODA BIR GUN ANLAR ULKE ELDEN GIDIYOR. ARKADASLAR BEN GOZ GORE GORE ULKEYI BOLDURTMEM .MILLIYETCI HAREKATIN GUCUNU GOSTERELIM ARTIK .ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.NE MUTLU TÜRK ÜM DIYENE. | ||
|
||
![]() ABD Kongresi, Türkiye’nin doğusunu ‘hayali devlete’ kattı ‘Gerilla’ vurgusu ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan raporda yer alan haritada, Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri Kürdistan sınırları içerisinde gösterildi. Raporda, PKK’lilerden ‘gerilla’ diye söz edildi. Bölgesel Kürt Yönetimi’nin bağımsızlık isteyebileceğine dikkat çekilen raporda, Türkiye’nin buna karşı çıktığı vurgulandı. MAHMUT GÜRER’in haberi ■ ANKARA - ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan “Saddam Sonrası Kürtler” raporunda Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri Kürdistan sınırları içerisinde gösteriliyor. Raporda, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık isteyebileceği bilgisine yer verilirken, Türkiye, İran ve Suriye ile Irak’taki Şii ve Sünni grupların bu girişime karşı çıktığı belirtiliyor. Raporda, PKK’nin “terörist bir örgüt” olduğu vurgulanmasına karşın, bölücü örgüt mensuplarından “gerilla” diye söz edilmesi de dikkat çekiyor. ABD Kongresi’ne bağlı çalışan, “Kongre Araştırmalar Merkezi” uzmanı Kenneth Katzman tarafından hazırlanarak 25 Eylül tarihinde Kongre’ye sunulan ve halen Kongre’nin internet sitesinde yer alan 6 sayfalık “RL34642” seri numaralı “Saddam Sonrası Kürtler” adlı raporda yeni bir harita skandalı yer aldı. Raporun son sayfasında yer alan haritada, Kürdistan bölgesi; Türkiye’nin Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri, İran’ın batısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu ile Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir kısmını kapsayacak şekilde gösteriliyor. Haritanın kaynağı olarak, yine raporu hazırlayan Kongre Araştırmalar Merkezi gösterilirken, açıklama kısmında, “Kırmızı alanlar Kürt bölgesini göstermektedir” notuna yer alıyor. Raporda, bunun yanı sıra Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Iraklı Türkmenler, Türkiye ve PKK ile ilgili olarak dikkat çeken saptamalara de yer veriliyor. Bu saptamalar şöyle: • Saddam dönemi, Iraklı Kürt liderlerin ABD’li liderler ile yakın ilişki içerisine girmesine zemin hazırladı. • Irak anayasası ülkenin kuzeyinde Kürtlerin bölgesel ancak de facto bir devletinin oluşmasına olanak sağladı. Kürt liderler bir bağımsızlık peşinde olmadıklarını söylese de, alttan gelen genç Kürtler bir bağımsızlık peşinde olabilir. • Kürtler, Kerkük, Diyala ile Musul eyaletinin bir kısmının tarihsel olarak Kürt şehirleri olduğunu ve Kürdistan bölgesel yönetimine entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu konuda, Iraklı Arap ve Türkmen azınlığı ikna etmeye çalışmaktadırlar. • Kerkük konusu, Türkiye tarafından da yakından takip edilmektedir. Türkiye Kerkük konusunu tarihsel bağlar doğrultusunda değerlendirirken, Irak petrolünün yüzde 10’unun üzerinde bulunan Kerkük’ün, bölgesel yönetime entegrasyonunun, Kürtlere bağımsızlık kazandırabileceğinden korkmaktadır. • Türkiye Irak’ın kuzeyini PKK için serbest bölge olarak görmektedir. Bunun için de Türkiye ile uzun bir sınırı olan bölgesel yönetimin suçlu olduğunu ileri sürmektedir. Bu nedenle 2007 yılında Barzani’nin “Türkiye Kürdistan Bölgesel Hükümeti şehirlerine karışırsa, biz de Türkiye’deki Kürt şehirlerine karışırız” açıklamasının ardından sınıra yaklaşık 100 bin asker kaydırılmıştır. Hemen ardından, Eylül-Ekim 2007 tarihlerinde 40 Türk askeri “PKK’li gerillalar” tarafından öldürülmüştür. Kaynak: http://www.cumok.org/tr/index.php/component/content/article/4-guencel-yazlar/102-bir-kuerdistan-haritas-daha- |
||
|
||
| Bir Kürt açılımı türküsüdür gidiyor. Türkünün assolistleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan. Bu konu ABD Başkanı Brack Obama’ın Türkiye ziyaretinden sonra daha hararetli bir şekilde gündem edildi, şimdilerde ise tek gündem oldu. Gül – Erdoğan ikilisi tüm varlıklarıyla Kürt açılımı yapmaya hazırlanıyor. Açılımdan kastın ne olduğu ise hala kamuoyuyla paylaşılmadı. Görüşmeler kapalı kapılar ardında devam ediyor. Hangi pazarlıkların yapıldığı, nelerin müzakere edildiği meçhul. Öncelikle şunu ifade edelim, Ankara’nın soruna koyduğu teşhis yanlış. Evet bir sorun var ama bu Kürt sorunu değil terör sorunu. Pkk terörüne Kürt sorunu demek, bölücü örgütü Kürt kardeşlerimizin temsilcisi konuma getirmek demektir. Bu,kanlı örgütün ilk katliamlarının hedefi olan Kürt kardeşlerimize haksızlıktır, terörü kısa yoldan hedefine ulaştırmaktır. Sıfır noktasından aldığın terörü AB’ye uyum adına çıkardığın yasalarla hortlat sonra buna Kürt sorunu deyip toplumu etnik temelde ayrıştırma tehlikesi olan açılıma giriş. Sen Kürt açılımı dersen birileri çıkar haklı olarak Laz, Çerkez vs. açılımı ister. Bu, bir milleti hükümet eliyle ayrıştırmak demektir. Kısaca bu vahim bir gaflettir. ERDOĞAN – DTP GÖRÜŞMESİ Başbakan Erdoğan, baş döndüren değişimlerine bir yenisini daha ekleyerek DTPlilerle görüştü. Oysa çok değil birkaç ay önce pkk’yı terör örgütü ilan etmediği sürece DTP ile görüşmeyeceğini söylemişti. Hem de defalarca. İşte aynı Erdoğan, DTP ile pkk’yı aynı kefede değerlendirmediğini söyleyerek DTP Eş Başkanı Ahmet Türk’ü kabul etti, üstelik evlere şenlik bir uygulamayla. Erdoğan DTPlilerle Başbakan sıfatıyla değil de AKP genel başkanı sıfatıyla görüştüğünü ilan etti. İşte bu ilan Erdoğan’ın çelişkisini çok daha net bir şekilde gözler önüne seriyor. Çünkü aynı görüşemeye İçişleri Bakanı Beşir Atalay da katıldı.Peki Bakan Atalay hangi sıfatla oradaydı ? Şimdi şu soruları sormak istiyorum Erdoğan DTP ile neden Başbakan sıfatıyla görüşmediğini açıklamak zorunda kaldı? Bir Başbakan’ın DTPlilerle görüşmesini engelleyecek unsur nedir? Eğer bir Başbakanın DTPlilerle görüşmesi sakıncalıysa o sakınca Türkiye’nin iktidar partisinin genel başkanı için de geçerli değil midir? DTP, pkk’yı terör örgütü ilan etti mi? Eş Başkan Ahmet Türk’ün “açılımın başarılı olması için operasyonların durması ve Hükümet’in Öcalan’ı dikkate alması şart" sözleri DTP’nin çizgisini koruduğunu gösteriyor. O halde kim kimin çizgisine yaklaştı? Bayram Coşkun - www.kayseri.net.tr |
||
|
||
| 11 Eylül’deki terör saldırılarının ardından ABD dünyayı, “ya bizden yanasınız ya da terörizmden yana” diyerek ayağa kaldırmıştı. Gerçekten de ABD, PKK hariç hemen hemen bütün terörist guruplarla işgal askeri bulundurduğu yerlerde büyük bir mücadele içinde olmuştur. ABD güçleri işgal altında tuttuğu Irak’ta terör örgütü olarak nitelendirdiği El Kaide, Ensar El İslam ve Halkın Mücahitleri gibi örgütlerle mücadele etmiştir. ABD’nin Irak’ta terör örgütü olarak nitelendirdiği ve mücadele etmediği tek örgüt PKK olmuştur. Amerikalı yetkililer PKK’yı Kuzey Irak’ın dağlarından çıkarmak için mücadele etmedikleri gibi Türkiye’nin olası müdahalesine karşı çıkarak da sürekli PKK’yı korumuşlardır. Çünkü ABD, Irak’ı işgal ederek kuzeyinde ilan ettiği kukla Kürt devletinin geleceği bakımından PKK’yı zorunlu görüyordu. Barzani ve Talabani’nin elini güçlendirmek için terörist başı Öcalan’ı bu nedenle Türkiye’ye teslim eden ABD, bu defa yine aynı gerekçe ile PKK’nın Türkiye tarafından yok edilmesine de karşı çıkmıştır. Bu arada zamanın Başbakanı Ecevit’in “ABD’nin, Öcalan’ı Türkiye neden teslim ettiğini bilmediğini” söylediğini de hatırlatmış olalım. Koordinasyon oyalaması! Türkiye’nin PKK’ya karşı müdahale kararlılığını caydırmak için ABD, elinden her geleni yapmıştır. Bu bağlamda Türkiye’ye PKK terörüyle mücadele için “koordinasyon” komitesi kurulmasını teklif etmiştir. Türkiye’yi yaklaşık iki yıl terörle mücadele için koordinasyon toplantısı yaparak ABD oyalamıştır. PKK, eylemlerine daha güçlü ve etkili bir biçimde devam etmesi üzerine de ABD, Türkiye’ye “canlı istihbarat” adı altında söz geçiremediği PKK’lıları etkisizleştirmek için sınırlı müdahaleye onay vermiştir. Obama’nın başkan olmasıyla birlikte Irak’tan asker çekilmesi gündeme gelmiştir. ABD, Irak’tan askerlerini çekebilmesi de bölgede istikrarın sağlanmasına bağlıdır. ABD’nin Irak’ı işgal ile elde ettiği tek somut kazanım olan Barzani yönetiminin, Irak’tan ABD güçlerinin çekilmesiyle Araplar tarafından tehdit edilmesinin engellenmesi gerekiyordu. Bu nedenle de ABD, sürekli bir biçimde Türkiye’yi Barzani yönetimi ile iyi ilişkilerin kurulması için yönlendirmeye çalışmıştır. Süreç o kadar ilerlemiştir ki düne kadar Türkiye’yi tehdit eden Barzani yönetimi, bugünlerde Türkiye ile Musul Vilayeti adı altında birleşmeyi dahi dile getirmeye başlamıştır. Terörle Mücadele Müsteşarlığı kararı! Türkiye, çok değil bundan daha iki ay önce MGK’da PKK terörü ile mücadeleyi etkinleştirecek eşgüdümü sağlamak için İçişleri Bakanlığına bağlı bir müsteşarlığın kurulması kararlaştırılmıştı. Birden bire iktidar “terörle mücadele” söylemlerini bir kenara bırakarak “Kürt Açılımından” söz etmeye başlamıştır. Önce Türkiye Başbakanı bir “Kürt Açılımı”ndan söz etmiş ardından da İçişleri Bakanı tarihe “Türkiye Modeli sunacağız” türünden iddialı sözler etmiştir. Türkiye Polis Akademisi’nde bu bağlamda “Kürt Çalıştayı” düzenlenmiş. Hemen hepsi benzer görüşte olan ve iktidarın istediği biçimde konuştuğu bilinen gazetecilerle İçişleri Bakanı bir araya gelmiştir. Bu arada Başbakan “terörle arasında mesafe koymadığı için görüşmediği” DTP’nin genel başkanı Ahmet Türk ile görüşmüştür. Taraflar karşılıklı olarak “umutluyuz, mutluyuz” türünden açıklamalar yapmışlardır. Bütün bu sürecin arka planını kavrayabilmek için Barack Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında yaptığı tavsiyeleri hatırlamak gerekir: Türkiye Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmeli, Kuzey Irak yönetimi ile ilişkilerini geliştirmeli, Patriki Ekümen olarak tanımalı, Ruhban Okulunu açmalı ve “Kürt Azınlığına” haklarını vermelidir. İktidar, Obama’nın ifade ettiği bütün konularda harekete geçmiştir. Önce Ermeni sınırı konusunda bir ileri bir geri adım atmış. Ardından Ruhban okuluyla ilgili çalışma başlatmıştır. Şimdi de “Kürt Açılımı” yapacağını açıklamış bulunmaktadır. Projenin sahibi bellidir. ÖZCAN YENİÇERİ YENİÇAĞ |
||