|
||
| Bu dünyaya geldik geleli gördüğümüz, tespit ettiğimiz bir gerçek var. O da milletlerin devamlı mücadele halinde olmasıdır. Bu mücadelede fertler, mensup oldukları inanç, milliyet, fikir dairesi içerisinde yerlerini alıyorlar. Zaten aksi davranış "hain"liktir. Her fert elbette mensup oldukları daire içinde mücadele etmelidir. Bu mücadele fedâkârlık değil görevi yerine getirmedir. Ancak, şuurunda, idrakinde problem olanlar yapmak zorunda oldukları vazifeleri bir fedakârlık gibi takdim ederler, üstelik fedâkârlığın anlamını da bilmeden yaptıkları bu fedâkârlığa! karşılık beklerler. Bu yapıda olanların Ülkücü hareket içerisinde yer almaması gerektiğini düşünürüz hep. Ama her köşe başında da rastlarız böylelerine. Ağızlarını açar açmaz başlarlar: "Ben ne mücadeleler verdim...." Yanlış... Gerçekten mücadele verenler asla böyle bir ifade kullanmazlar. Zaten verdikleri mücadele gözler önündedir, başkaları takdir eder. Etmezlerse de o onların nankörlüğüdür. Mücadele adamı, nankörü adam yerine koymaz ki ondan takdir beklesin. "Ben ne çileler çektim..." Yanlış... Çile çeken insan olgunluğa ermiştir. Böyle bir ifade kullanarak ne kendisini ne çilesini ne de davasını küçültür. "Ben bu davaya canımı verdim, kanımı verdim..." Bu davaya can verenler bu ifadeleri kullananların hayallerinin bile ulaşamayacağı kadar yüce bir makamdadırlar... Bu şekilde hareket eden insanları biraz daha konuşturduğunuzda ne kadar sığ olduklarını hemen tespit edersiniz. Cümlelerinin içi boş, iddiaları mesnetsizdir. Buna rağmen etraflarında kendi kopyalarından hayran kitleleri oluşturup bir şekilde sızarlar. Hayatları "yalan" ve "yanlış" üzerine kurulu bu kahramanlar seçimlerde seviye olarak kendilerinden çok çok yükseklerde olan insanların önünde listelerde yer alabilir, seçilebilir, belediye başkanı, milletvekili hatta bakan bile olabilirler. (Bakan görmedik ama ileride belki görebiliriz. Şimdilik milletvekilliği seçimlerinde ön sıralara yerleştiklerine şahit olduk. Bunlar MHP'nin oylarını düşürme başarısını(!) gösterdiler ki hayatlarındaki tek başarıları budur.) Bu tür insanları o listelere yerleştirenlerin de çap olarak onlardan farklı olduğu söylenemez…. .... Şimdilik bu kadar... Yazdıklarım tenkide açıktır... Saygılarımla… |
||
|
||
Alıntı sahibi: DELİ DUMRUL Yazdıklarım tenkide açıktır... Sizin bu meziyetinizin bütün gönüldaşlarımızda bulunmasını can u gönülden arzu ediyorum. |
||
|
||
| Sayın DELİDUMRUL,vazife ve fedakarlık başlıklı yazınızı okudum.Harika.Elinize ve yütreğinize sağlık.Malesef tesbitleriniz yerinde.rahmetli S.Ahmet ARVASİ hocamızın Türk-İslam Ülküsü adlı eserinde Lider ve kadrolar başlıklı bir yazısı vardı.Kadroları A,B,C,D.E gurplarına ayırmıştı.A Gurubu kadrolar için onlar sserdengeçti sadece görevlerini yapar,B gurubu kadrolarda lider ve teşkilata bağlı kadrolardır.Beklentileri yıktur.C ve D gurubu kadrolar hareket hız kazanırsa yanında,zayıflarsa karşısında yer alır diyor.Siz anlattıklarınızın tasnifini yapın.hangi gruptalar.Mangalda kül bırakmayanlara bakmayın siz.varsın mevki ve makamlar onların olsun.Namık Kemal diyordu ya"Altıda bir üstüde birdir yerin,Mevt ise son rütbesidir askerin"Mevki ve makamı Allah versin adama.Bu vesile ile Zafer bayraınızı kutlar,sevi ve saygılar sunarım.Dua ile kalın | ||
|
||
| Sayın "Dr. Ahmet AKMAZ", ilginiz ve tespitiniz için teşekkür ederim. Sayın "OĞUZSOYLUM", Rahmetli S. Ahmet ARVASİ elbette gönüldaşlarımızın okuması, hatta yutması, hazmetmesi sindirmesi gereken bir yazar, bir ideolog. Özellikle de belirttiğiniz TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ mutlaka okunmalı. Hatırlattığınız için teşekkür ederim. Ayrıca bu forum da okuyan ve değerlendiren insanları görmek sevindirici ve ümit verici. Bu bakımdan da size teşekkür ediyorum. Rahmetli S. Ahmet ARVASİ, TÜRK-İSLAM ÜLKÜSÜ adlı eserinde belirttiğiniz gibi "Lider ve Kadrolar" başlıklı yazısında kadroları beş gruba ayırmıştır. İzninizle bu beş grubu alıntı yaparak buraya nakledelim: Alıntı A. Kadrosu: davaya gerçekten inanmış, aşkla bağlanmış, kendi nefsi ile ilgili olarak korkudan sıyrılmış, şahsi menfaat ve vaatlerle aldatılamaz. Hak bildiği yolda yürürken alkış ve yuhayı nazara almaz; sadece davasının başarısını düşünen ve sağlayan akıllı, basiretli, sabırlı, azimli, ahlaklı, disiplinli ve kültürlü kimselerdir. Daima şuurludurlar, öfkelerine hakimdirler, mal ve canları ile fedakarlığa hazırdırlar. Bunlar, sayıları çok az olan yönetici kadrolardır. Liderle beraber, davanın çekirdeğini oluştururlar. B. Kadrosu: bunlar, davanın gözükara, kahraman, ateşli ve inanmış yiğitleridir. Daha çok heyecanları ile hareket ederler. Tarihe geçen ve isim yapmış atalarımızın yanında yer almak arzusu içindedirler. Teoriden çok aksiyona, sabırdan çok aceleye, diplomasiden çok kavgaya, kulisten çok sahneye önem verirler. Bir nevi genç ve savaşçı kadrolar adını alırlar. Bunların sayısı yüzbinlere varabilir. C. Kadrosu: davanın, organize olmuş veya olmamış sempatizanlarından ve taraftarlarından ibarettir. Davaya inanan, fakat, fert olarak kaldığı zaman, onu savunma güç ve iradesini kendinde bulamayan, milliyetçi kadrolara sevgi ve ilgi duyan fertler, zümrelerdir. Sayıları milyonlara varabilir. Organize edilirlerse, kendilerini güçlü hissederler ve mücadele iradeleri artar. D. Kadrosu: davaya, bir ümit ve menfaat için bağlananlardır. Bu yolla para, makam, istikbal ve itibar temin etmeye çalışan kimselerdir. Dava, başarıya yaklaştıkça sayıları kabarır, aksine tehlike ve çile zamanlarında sayıları hızla azalır. Bunlar, umumiyetle ikili oynarlar. Dava, başarıya ulaştığı zaman, üst kademelere tırmanarak mücadeleyi ve başarıyı yozlaştırırlar. Davanın gerçek elemanlarını sinsi ve içten bir propaganda ile bertaraf edebilirler. Her davada, bu tip elemanlar bulunabilir. Ancak, bunları, iyi tanımak şartı ile kullanabilirler ve davaya hizmet ettirebilirler. Bugün, karşımızda bulunan şer kuvvetlerinin elinde bu tip elemanlar vardır ve bunlar, “paralı askerler” gibi aleyhimize kullanılmaktadırlar. Kalemini, çenesini, sanatını kiraya vermeye hazır binlerce yazar, çizer, konuşmacı, sarkıcı, artist ve uzman piyasada dolaşmaktadır. E. Kadrosu: davanın gücünden korkarak, ondan emin olmak için gelen veya arkadaşları ile geçinemeyerek veya onlara kırılarak ayrılan “hasım cephe” adamlarını da organize etmesini bilmek gerekmektedir. “Hasım cepheleri” yarmak, onlardan eleman çekebilmek bize, çok önemli gözükmektedir. Ancak, bunları organize ederken çok dikkatli olmak, davayı içerden çökertmek için hazırlanan komplolara karşı, “düşman sızmalarına” karşı uyanık bulunmak esastır. Dava ile ilgisi bulunmayan kimselerin, kimbilir hangi görevle davaya sızması, onu kontrol altına alması, davanın gerçek elemanlarını çeşitli iftiralarla yıpratması oyunlarına karşı, bilhassa uyanık olmak gerekir. Yukarıdaki alıntıya baktığınızda bir liderin kadrolarını nasıl oluşturması gerektiğini ve alt kadroların özelliklerini görebilirsiniz. Bu tasnif dejenerasyona uğramamış bir teşkilat ve âkil bir lider için geçerlidir. Son on yıldır görünen o ki: Bu tasnif tamamıyla tersine dönmüştür. Önem sırasına göre kadrolar E, D, C, B, A şeklinde sıralanmıştır. İlk yazımda üzerinde durduğum tipleri siz bulunuz yukarıdaki kadrolardan. Haa bir sorum daha olacak izninizle: Kubilay Uygun (MHP'ye geçiş 27.6.1997-MHP'den istifa 19.7.1997) gibiler için de yer arayın yukarıdaki kadrolardan. Hangi kadroya dahil edelim bazen hangi partide olduğunu unutan, anlayabilmek için yakasındaki rozete bakanları. Yazdıklarım hâlâ tenkide açıktır... Saygılarımla... |
||