|
||
| Ülkemizin içinde bulunduğu bugünlerde, her şeye rağmen milli birlik ve bütünlüğe her şeyden fazla ihtiyacımız olduğu büyük bir gerçek olarak karşımızda durmakta. Ülkemizde bulunan siyasi partilerin öncelikli görevi de milli birlik içinde mutlu ve müreffeh olarak, Türk Milleti’ni geleceğe hazırlamaktır. Bugün siyasi hareketimizin yöneticisi konumunda olan kişilerin yapmış olduğu açıklamalar maalesef yeniden milli Devlet ve birlik olmak için değil, hâkim ideolojinin kavramlarının dönüştürülmüş halleriyle, içselleştirmeye çalışıldığı Türkiye’de, “DÖNÜŞÜM, DEMOKRASİ, SİVİLLEŞME, BİREYSELLEŞME, ÇAĞDAŞLAŞMA, BATICILIK, BATI TİPİ DEMOKRASİ, KAPİTALİZM-LİBERALİZM, DİYALOG, KÜRESELLEŞME, AB vs.” çağrıları olmasından dolayı bizleri endişeye sevk etmekte. Yukarıda saydığımız kavramların elbette tümden karşısında değilim. Ancak Türk Milliyetçiliği’ni partinin temel görüş ve felsefesine alan bir siyasi partinin bu kavramları ideolojisi gereği, içlerini milli söylemler ile doldurması ve öyle davranması gerekir diye düşünüyorum. Bu kavramların içlerinin küreselleşmenin ideolojik parametreleri çerçevesinde yorumlanarak açıklamalar yapılması bizleri düşünmeye ve endişeye sevk etmektedir. Söylemlerin yanında artık bir kitle partisi olduk ve ideolojik ağırlıklarımızdan kurtulduk söylemlerinin eklemlenmesi ise “DÖNÜŞTÜK” anlamından öteye gitmeyeceğinin tespitini de buradan yapmak lazım. MHP Genel Başkanı Bahçeli 13 Ağustos Çarşamba Günü Yeniçağ gazetesinin verdiği habere göre bir açıklamada bulunmuştur. Haber MHP’nin 23. Dönem’in ilk iki yasama yılında yaptığı yasama ve denetim faaliyetlerini bir kitapta topladığını ve ön sözünü Bahçeli’nin yazdığı ile başlıyor. Açıklamada MHP Lideri Devlet Bahçeli, normalleşme sürecinin önünü açmak için şimdi de diyalogun adresi olduğunu, partisinin milli duruşun, uzlaşmanın, hoş görünün ve diyalogun adresi olmaya devam edeceğini açıklamış. Bahçeli’ye sormadan önce; - Diyalog nedir? Onu açıklayalım; Diyalog; birbiriyle konuşarak ortak paydaları bulmak ve farklı noktaları gündeme getirmeme şartıyla yapılan insani bir danışma yöntemidir. - Bugün kendi içinden yetişmiş Türk Milliyetçileriyle diyalog kurmayan, kuramayan ve onları ötekileştiren bir siyaset anlayışının hüküm sürdüğü MHP acaba bu söylemler ile kime diyalog çağrısı yapmakta? Ülkücüleri/Türk Milliyetçileri’ni kast etmediği ortada… - Dinler arası diyalog safsatalarının hüküm sürdüğü ülkemizde, 40.000 insanımızı katleden kanlı katillerinin ellerinin sıkılması, hoş görünün adresi olmak adına mı yapılmıştır? - Uzlaşma adına mı “Gel Hasip meclisin renkleri tamamlayalım” denmiştir? - Türkiye’yi otuz küsur değişik etnik unsurdan oluşmuş bir toplum olarak açıklayan AKP ile çiçek bahçesi açılımı sayesinde AKP’nin arkasındaki güçlerle mi diyalog kurmak hedeflenmiştir? - Türklük tanımını vatandaşlık bağına indirgeyip, Türkiye dışında kalan Türkleri yok sayıyor, Türklük tanımından kan ve soy bağını çıkartmak AKP’ye ve DTP’sine hoş görünmek adına mıdır? Bu ve bunun gibi soruları çoğaltabiliriz. Yapıcı siyaset ve uzlaştırıcı teklifleri sayesinde gündemin belirleyicisi olduklarını söylüyor Bahçeli. Sırrı Sakık bir açıklamasında “MHP ile niye çatışalım Bahçeli, Baykal’dan daha duyarlı…” demişti, aslında sizi övenlerin tamamının geçmişte ve bugünkü bölücüler olması her halde sizin yapıcı siyasetiniz gereği. Şimdilerde yüz bulan bu bölücü güruh pervasızca Türkiye Cumhuriyeti’ne meydan okuyabilmektedir. Daha dün Emine Ayna denilen bölücü densizin sizin diyalog kurmaya çalıştığınız ve sosyalleşmenin ilk adımı olarak saydığınız birinci meclis çatısı altındaki renkleri tamamlama teklifiniz gereği olsa gerek şu sözleri söyleyebilmiştir; "Kürt özgürlük harekâtı kendisine dayatılan inkâr ve imhaya karşı kurşun sıkarak var oluşunu gün yüzüne çıkarttı. 15 Ağustos yaratıcılarını şahsınızda selamlıyorum" diye konuşan Erdoğan terör saldırısını “demokrasi mücadelesi” diye tanımladı. Erdoğan'ın ardından söz alan Emine Ayna ise 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli'de gerçekleştirilen hain eylemleri överek, "15 Ağustos zafer bayramınız kutlu olsun" dedi! Ayna’nın konuşması sırasında katılımcıların sık sık “Yaşasın 15 Ağustos”, “Gerilla vuruyor kürdistanı kuruyor” şeklinde sloganlar atması dikkat çekti. DTP Eşbaşkanı Ayna ayrıca terör sorununun bitmesi için bölücü örgüt PKK'nın muhatap alınmasını istedi. Evet, gündeme gelebilmek adına kanlı terör örgütünün meclisteki kravatlı temsilcilerinin başı soyadına ihanet etmekle görevli Ahmet’in savunuculuğuna kadar varan eylemler ile gündeme gelmek için MHP Genel başkanı olmanıza gerek yoktur! Eh artık bundan sonra ki diyalog sürecin de her halde PKK ile masaya Türk Milliyetçileri adına oturur veya oturmak için yaylım ateşi edenleri destekler veya gölgelerinizi oturtur gereken hoş görüyü gösterirsiniz. Milliyetçi Hareket’in 39 yıllık tarihinde ilk defa bu kadar pervazsızca milli davanın temelleri çiğnemiş olduğuna da şahit olduk. Her gün gazetelerde Yunan adalarına sefer düzenliyoruz, diye reklam veren birçok turizm firması var. Türk Milliyetçiliği yapan sizler aslında 12 adaların bizim olduğunu ve bunun bir Misak-ı Milli andı olduğunu bu halka anlatmakla yükümlü değil misiniz? Bu ve buna benzer birçok milli davamız olan milli ülkü konumundaki ülkülerimiz neredeler, sizler bunları ortaya çıkartmak ve tarafgirliğini yapmak durumunda değil misiniz? Türk Milliyetçiliği bu kutsallarını savunmak ve topluma nüfuz etmelerini sağlamak durumunda değil midir? Yoksa siz de halen yürürlükte olan milli eğitim müfredatı ile bunun aşılabileceğini mi düşünüyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nde ATATÜRK’ün NUTUK’u müfredat dışı bırakılmıştır; bunu da mı görmüyor ve bilmiyorsunuz? Bu nasıl bir milliyetçilik? “NE MOZAYİĞİ ULAN” anlayışının birleştiriciliği yerine, “Çiçek Tarlası” söyleminin ayrımcılığı kabullenen ve Türklüğü vatandaşlık temeline indirgeyen söyleminiz ve tavrınızla bizlerin kutlu fikir ve ruh kaynağı olan Turan Ülküsü’nün önüne set çekerek soydaşlarımızdan ve onların haklarının savunuculuğundan, Türk Birliği Ülküsü’nden taviz verdiğinizi biliyoruz. Bölücüler ve Türkiye’yi federasyona dönüştürmeyi ilke olarak kabul etmiş olanlar ile birlikte olmayı, Anayasamızın değişmez maddelerinden olan “Laiklik” ilkesine karşı odak olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından sabit bulunmuş bir partiyle örtülü işbirliğinizin, desteğinizin diyalogu önemser tavrınızla bu partiler ile olan örtülü bağlantılarınızı örtme gayretinizin farkındayız. Siz bunu özveri ve kararlılık olarak bu gün politik kanıt yapabilir ve hatta bunu taşıdığınız sorumluluğun gereği olarak satabilirsiniz. Biz de sizin AKP gibi yeni bir adına sivil Anayasa olarak tanımladığınız, içinizde Türkiye’de Türkler azınlıktır, diyen Gürcan Dağdaş gibi sivil anayasa isterük-çüleri de biliyoruz. MHP, Alparslan TÜRKEŞ'in bir mirasını daha terk ediyor. Bahçeli'nin danışmanı Vedat Bilgin, Dokuz Işık'taki sloganlardan bugünün dünyasına bakılamayacağını söyleyerek şöyle devam etmişti. Bilgin, ''Dokuz ışık 1960'lı yılların siyasal toplu durumunun içerisinde önemli bir belgedir. Demokrasi bir madde olarak değil, metnin bütününde savunulan bir kavramdır. Tabii bu tür metinleri, o dönemin siyasal bağlamında ele almak gerekir ve dokuz ışık düşüncesi de kendi dönemi içerisinde önemli bir görevi yerine getirmiştir. Orada savunulan ana fikirlerin bugün de milliyetçiliğe ışık tuttuğunu söyleyebilirim. Ama sadece oradaki sloganlardan kalkarak bugün tamamen farklılaşmış olan bu dünyaya bakmak zor diye düşünüyorum” cevabını vermişti. Şimdi siz çıkıp yüz yıllık milliyetçilik davasının savunucusu olduğunuz söyleminizin önüne Başbuğ’umuz Alparslan TÜRKEŞ’i koyarak, sözüm ona ne kadar onun fikir ve idealleri ile çelişmediğinizi ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Ancak tüm bu yukarıda saydığım kısa sorular ve cümleler dahi sizin ne kadar Türk Milliyetçiliği’nden ve fikir sisteminden (Dava) uzak olduğunuzu ortaya koymuyor mu? Bugün siyasal danışman olarak edindiğiniz Vedat Bilgin gibiler mutlaka Ülkücü Hareket’in kutlu fikir kaynaklarına saldırarak ve onları dönüştürerek mi bu davaya hizmet etmiş olacaklar? Var olanlar geliştirilemez mi? Var olanlara katkınız ancak bugünün dünyası diye tarif ettiğiniz küreselleşmenin ideolojik kavramlarını fikrimize enjekte etmek midir? Dokuz Işık dün olduğu kadar, bugünde geçerlidir. Teknik ayrıntılar dışında Dokuz Işık günümüz Türk Milliyetçiliği’nin fikrinin ruhudur. Işık olmaya devam etmelidir. Onu kaldırıp atamazsınız, çünkü içerdiği milliyetçi-toplumcu düzen bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin özünde olması gerekendir. Bugün yaşadıklarımızın temelinde Dokuz Işık ruhunun olmamasındandır. Dokuz ışığın sloganları değişebilir, ancak bunlar özde Türk Milliyetçiliği fikrini yansıtmalıdır. Dokuz ışık özde korunmalı ve geliştirilen politikalar veya projelerin özündeki ruh olmaya devam etmelidir. Eğer Ülkücüler gerçekten sizin son on yılıdır onları özden uzaklaştırma politikalarınız olmasa idi, bugün siz onları dönüştüremezdiniz. Dokuz Işık ruhunu almış, duygu anlamında Ülkücü fikir ve yaşam anlamında küreselci sistemin payandası durumunda olmazlardı. Hoş bugünün Türkiye’sinde herkes bu durum ile karşı karşıya, ancak Ülkücülerin eskiden mevcut düzene itirazları olurdu. Şimdilerde ise davadan öte durumu kabullenen duruşları ve dayatılana benzerken, ses çıkarmayan/çıkaramayan toplum önderliği özelliklerinden feragat ettiğini veya bilmediği için duruş gösterememesini kast ediyorum. Her Ülkücü bulunduğu ortamın gereği olan Ülkücü duruşu göstermek zorundadır. Ayrıca Mustafa Kemal ATATÜRK, Bahçeli’nin açıklamalarının neresinde? A. TÜRKEŞ’i liderim olarak tanımlayan ve vurgulayan Bahçeli, neden M. Kemal ATATÜRK’ün adını buraya almaz? Bugün ülkemizin ona ve onun fikirlerine dünkünden daha çok ihtiyacı varken, neden ona da vurgu yapılmaz? Eğer yüz yıllık milliyetçilik davası ise bu davada M. Kemal ATATÜRK bu söylemin neresinde? Siz hangi milliyetçiliğin tarifini ve savunuculuğunu yapıyorsunuz? Atatürk’ün olmadığı bir Türk Milliyetçiliği olamaz. Atatürk olmaz ise milli devlet olamaz. Bize göre Türk Milliyetçiliği; Türk Milliyetçiliği fikir sistemi veya siyasal bir program olarak Türk Milliyetçiliği modern tarihte en somut olarak yazılı belge şeklinde kendisini Orhun Abidelerinde ortaya koyar. Orhun Abidelerindeki yaklaşım 19. yüzyılda beliren modern ideolojik çerçeve içine oturmasa dahi siyasal-kültürel bir milliyetçilik olarak nitelendirilmeyi hak etmektedir. Türk tarihinin daha sonraki asırlarında da Orhun Abidelerindeki yaklaşıma benzer yaklaşımları Türk devlet adamları ve aydınlarında tespit etmemiz mümkündür. Ancak, ideolojinin bugünkü anlamı ile siyasal Türk Milliyetçiliği 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. 20 yüzyılın başında Mustafa Kemal ATATÜRK ile yaşama taşınmış, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisi olmuştur. 20. yüzyılın ikinci yarısında ise Alpaslan TÜRKEŞ'in önderliğinde ATATÜRK'ün kurduğu devlete yapılan saldırılar ve altını oymalara karşı, milli devleti radikal reformlarla yeniden inşa etme iddiası ile ortaya çıkmıştır. Esasen siyasal Türk Milliyetçiliği’nin hedefi komünizm ile mücadele değil, devletin yeniden inşası ve toplumun ileri bir sanayi toplumu olarak Türkiye'nin o günkü kısıtlı imkânları ile yeniden örgütlenmesidir.[1] Milliyetçi Hareket’in 39 yıllık şerefli birikimi günlük hesaplar ve ucuz siyaset ile heba etmeyecek bir siyasi akla ve bilince, öz disipline ve yeterli tecrübeye sahip olduklarını söyleyen Bahçeli, Milliyetçi Hareket’in Türkiye’nin en köklü ikinci partisi olduğunun unutulmaması gerektiğinin de altını çizmiş. Milliyetçi Hareket’in temelinde olan fikir ve idealler çerçevesinde oluşturulmuş politika ve duruşu olmasa idi, sizce MHP bugünlere gelebilir miydi? Bugün ideolojiden kopuşun ve onu dönüştürmenin altında yatan sebep nedir o zaman? MHP’yi bundan sonra nasıl yaşatmayı düşünüyorsunuz? Hepinizin malumu bu ülkede nice siyasi partiler gelmiş ve geçmiştir, kaybolan birçok partinin oy oranları bizim partimizden çok olmuş ve iktidar olmuşlardır; ancak MHP bugünlere kutlu ülkülerinden aldığı iman ve aşk ile gelmiştir. Eğer o kutlu ülküler birer birer değiştiriliyor veya küreselleşmenin veya AB kriterlerine uygun halde dönüştürülüyorsa bu siyasi hareketin de dönüştüğü anlamına gelir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin ve ideolojisinin de küreselleşmeye=emperyalizme uygun hale getirilmesini kabul etmek demektir. Ben bu siyasi akla itiraz ediyorum. Aşağıda vereceğim açıklama çerçevesinde kimin bu birikimleri heba edip etmediğine siz karar verin. Biz yine buradan uyaralım; Bazı post-modern denilen yaklaşımların ideolojik düşünce ve tavra karşı aşağılayıcı bir tutum sergiledikleri, ideolojiyi dışladıkları ve ideolojik düşüncenin karşısına sözde akılcı düşünceyi koydukları görülmektedir. Aslında bu bile ideolojik bir tavırdır. Politika, ideolojinin yaşama geçiş ilke ve yöntemlerinin dile geldiği eylemler bütünüdür. İdeoloji daha saf ve entelektüel düzeyde hitap ederken politika daha güne ve somuta, kitleye dönüktür. Proje ise politikanın kendisini hayatın değişik alanlarında gerçekleştirme, yaşama geçirme biçimidir. İdeolojinin sulanmaya başladığı, doğrularını yitirdiği, köşelerinin ortadan kalktığı ve yuvarlaklaştığı bir ortamda Türk Milliyetçileri’nin de doğru ile yanlışı ayırmaları, tehdit ile fırsatı tespit etmeleri ve ona göre politika geliştirmeleri mümkün olmamaktadır. Bunun en somut örneği Türk Milliyetçileri’nin temel dış politik hedefi olan Türk Birliği hedefinin ortadan kalkmasında ve yerini onurlu Avrupa Birlikçiliğin almasında görülmektedir. Türk Milliyetçiliği’nin ideolojik alt yapısının sağlam olduğu dönemde nesnel şartlar çok aleyhte olmasına rağmen Türk Milliyetçileri Türk Birliği idealini savunmuşlardır. Yani Sovyetler Birliği'nin varlığı, Türk ülkelerinin işgal altında olması Türk Birliği fikrinin ideolojinin temel ekseni olmasını engellememiştir. SSCB'nin çökmesinden ve bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasından sonra Türk Milliyetçilerinin Türk Birliği idealine çok daha fazla yaktıklarını düşünerek bu fikrin gerçekleşmesi için artık ideolojik yaklaşımdan hareket ederek, somut politikalar ve bu politikaların ürünü olan yaşama geçirilmesi mümkün projeler üretmesi beklenirken aksine bu bölgelere olan ilgi Başbuğ'un vefatından sonra bir anda ortadan kalkmıştır. Bunun nedeni ideoloji ile politika-proje arasındaki yakın ilişkidir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş ideolojisinin Türk Milliyetçiliği olması sonucundadır ki devletin adı Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. ATATÜRK döneminde bütün politik eylem ve projelere yön veren ideolojik zemin Türk Milliyetçiliği olduğu için bugün ortadan kaldırılmaya çalışılan milli devlet modeline ulaşılmış ve bu model inşa edilmiştir. Türk Milliyetçilerinin 21. yüzyılda yıpratılan, hırpalanan, etnik merkezli bir federal devlete dönüştürülmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden kurmaları için ideolojik bir arınma ve dirilmeden geçmeleri şarttır. Kaybettiğimiz doğrular ve yanlışlar yeniden oluşturulmalıdır. Türk Milliyetçiliği ideolojisi bir kesme kristal kadar billur olarak yaşamı göstermelidir. Türk Milliyetçiliği’nin doğrularını ve yanlışlarını yeniden oluşturulur iken halk buna ne der, şeklindeki bir seçmen dalkavukluğu ile meseleye yaklaşılmamalıdır. Biz kendi doğrularımızı ortaya koyarız ve sonra bunu halka anlatırız. Halkın büyük bir bölümünün AB'ci olduğunu varsayarak, “Aman AB'ye karşı çıkarsak oy kaybederiz, onun için onurlu AB'ci olalım” şeklindeki sağlıksız tutumun çarıklı erkânı harpçiliğin sonuçları ortadadır. İdeoloji ve siyaset, çoğunluğun ne düşündüğünü tespit edip ona göre siyaset üretmek değil; doğru bildiğiniz, inandığınız, yaşadığınız görüşleri savunmaktır. Mesele ilkesiz bir şekilde iktidara gelmek ve iktidarda kalmak değil, Türk Milliyetçiliği’nin bütün ilkelerini iktidara gelerek yaşama geçirebilmektir.[2] Şimdi soralım bu anlamda neler yapılmış, Milliyetçi Hareket’in hangi 39 yıllık birikimine sahip çıkılmıştır? Milliyetçilik davasının savunucu olduklarını söyleyen Bahçeli’nin aşağıda Başbuğ’umuz tarafından tüm Ülkücü ve Türk Milliyetçilerine yapılan çağrıyı tekrarlaması ve gereğini her şeye rağmen yapması en büyük dileğimizdir. Diyaloğu partinin politik stratejine koymuş olan Bahçeli’nin ilk önce kendi insanları ile diyalog kurmasını temenni ederim. Bu anlamda Başbuğ’umuzun yapmış olduğu bir çağrıyı bugün Alparslan TÜRKEŞ’i önder olarak takdim eden ve kabullenen hareketin liderine örnek birlik çağrısı olarak vermek istiyorum: “Vatan ve Millete hizmet yolu şerefli bir yol olduğu kadar, çok da tehlikeli, zahmetli bir yoldur. Hele Türkiye gibi büyük bir cihan imparatorluğundan bir bölge devleti haline gelen bir ülkede, çeşitli güçlerin menfaat çatışmalarının ve örtülü saldırılarının ıstırapları içinde bunalan bir toplumda devlete ve millete hizmet etmek büyük bir azim, sebat ve coşkuya ihtiyaç gösterir. Gün olur, memleketi parçalamak ve sömürüye elverişli duruma getirebilmek için tertiplenen cinayetler ve suç teşkil eden çeşitli hareketler marifetli eller tarafından ustaca; devletine, milletine samimiyetle hizmet etmeye çalışanlara mal edilerek baltalanmaya çalışılır. Gün olur, yalan ve iftiralarla, fitne saçan propagandalarla, milletine hizmet için çırpınan ülkücü memleket evlatları birbirine küstürülür, birbirinden ayrılır, bölünür, parçalanır. Gün olur devletin yanında olmak en büyük suç gibi gösterilir ve devletin yer alanlar en büyük suçlular kabul edilerek idamları istenir. Gün olur devletin milli ordusuna, polisine, jandarmasına, istihbaratına yardımcı olmak, en büyük cürüm olarak ilan edilir. Canileri, suçluları ihbar edenler ‘Muhbir’ diye damgalanır ve aşağılanır. Gün olur, memlekette ki kanlı anarşiyi önlemek için anayasada yer almış olan sıkıyönetim ilanını isteyenler ‘suçlu’ diye gösterilerek idam isteğiyle mahkemeye verilir. Gün olur, devlete hizmet çalışmalarında elinden tuttuğun, en yüksek makamlara çıkarttığın insanlar, yağlı bir kemik için hırlamaktan çekinmez. Gün olur yaşının sayısı kadar kitap okumamış kimseler bile yerli yersiz konuşur. Gün olur, zulümler, işkenceler, insanları insan yapan ‘Vefa’ gibi, ‘dostluk’ gibi, ‘analık’ gibi, ‘babalık’ gibi, ‘kardeşlik, arkadaşlık’ gibi yüksek duyguları törpülenir, eritir, yok eder. İşte ufukları karartan bütün güçlüklere karşı daima Allah’a sığınmak ve millete güvenmek lazımdır. Her şeye rağmen ahlak yolundan, iman yolundan, hukuk yolundan sapmaksızın millete, devlete, vatana hizmet çalışmaları sürdürülmelidir. Bütün milliyetçiler, ülkücüler birbirlerini kucaklayarak, el ele verip birleşmelidirler. Türk Milleti’nin beklediği hizmet ancak birlik ve bütünlük içinde sağlanabilir. Kırgınlıklar, dargınlıklar, yanlışlıklar, hatalar bir kenara bırakılarak, her şeye rağmen bütün milliyetçiler birleşmelidirler. Kalpler sevgiyle, aşkla yıkanıp doldurulmalı ve her şeye rağmen devlete ve millete hizmet ülküsüyle bir birleriyle sarmaş dolaş olmalıdırlar. Evet… Her şeye rağmen… HER ŞEYE RAĞMEN BÜTÜN MİLLİYETÇİLER, ÜLKÜCÜLER BİRLEŞMELİDİRLER.”[3] Yeniden Türk Milliyetçiliği, Daima Türk Milliyetçiliği, Sonuna kadar Türk Milliyetçiliği… -------------------------------------------------------------------------------- [1] http://www.ytm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=873&Itemid=192 [2] http://www.y-tm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=874&Itemid=192 [3] A. TÜRKEŞ, “Kahramanlık Ruhu”, s. 98. Alıntı:Osman Çelik www.y-tm.com |
||
|
||
| Elbette herşeye rağmen Türk Milliyetçiliği olmalıdır.Çünkü herkesi korktuğu bu ruhun dirilmesidir.Rahmetli BAŞBUĞ demezmiydi"Birlikte rahmet,ayrılıkta azap vardır"diye.Onun nurlu yolundan gidelim ve düşmanları sevindirmeyelim. Allahın nuru üzerinize düşsün.Selam ve dua ile kalın. |
||