Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173

Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173
Erciyes Türk Dünyası Kurultayı (Arşiv Ana sayfa) => HAN OTAĞI

Konu: BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (Altıncı Bölüm)

Sayfa: [ 1 ]

ulkucu_kizz 15.07.2008 02:56:50
BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (Altıncı Bölüm)

Türkiye Karadeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlayan yegâne su yolunun sahibidir. Karadeniz ülkeleri ancak Türk boğazları yoluyla Akdeniz ve dünya denizlerine açılabilirler. Güney Rusya'nın ticari ve iktisadî ihtiyaçlarını sağlayan ulaşımın % 25-40'ının Karadeniz'den deniz ulaşımıyla yapıldığını belirtmek, Türk boğazlarının önemini yeterince ortaya koyacaktır. Rusya'nın iç ulaşımının % 90'a yakın kasmının demiryollarına dayandığı ve bu yolların askerî bakımdan çok hassas olduğu gerçeği karşısında, deniz ulaşımı ve özellikle boğazlardan yapılacak ulaşımın Rusya için taşıdığı önem büyüktür.




Sadece deniz ulaşımı bakımından değil, kara ve hava ulaşımı bakımından da Türkiye geniş bir sahayı etkileme iınkânına sahiptir. Arap-İsrail savaşları sırasında Sovyetler Mısır'a gönderdikleri malzemeler için kurdukları hava köprüsünü Avusturya-Adriyatik üzerinden gerçekleştirmişlerdir. Bunun ne kadar uzak, pahalı ve elverişsiz olduğu açıktır.

Türkiye sahip olduğu yeraltı ve yerüstü zenginlikleri bakımından önemli olduğu gibi, kendi topraklarından çıkıp başka ülkeleri sulayıp nehirleri kontrol imkânı yönünden de ilgi çekici bir coğrafyada bulunmaktadır. Coğrafyamız, Balkanlar, Orta Doğu ve daha geniş bir çerçevede Asya ile Avrupa arasındaki en kısa ve en elverişli kara yolunu teşkil etmektedir. Türkiye'nin jeopolitik durumu, hem siyasî hem de askerî bakımdan Balkanlar, Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz ülkeleri için son derece önemlidir.

Böylece Türkiye; 9'lar Avnıpa'sı Rusya, Ortadoğu, Kuzey Afrikâ'nın güvenliği ve ekonomik ulaşımı bakımından fevkalâde önemli bir coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'nun tarihine baktığımız zaman da bu coğrafyanın belirttiğimiz çevre ile yakın bir karşılıklı tesir münasebetinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu'yu etkilediği gibi, Balkanlar'dan ve Ortadoğu'dan da etkilemiştir.

Türkiye uzun süre Rus ve Avrupa dengelerine dayanmıştır. Ortadoğu gelişmeleri daima Türkiye'yi etkilemiştir. Türkiye hem Asya ülkesi, hem Ortadoğu ülkesi, hem Avrupa ve Balkan ülkesi ve hem de Akdeniz ülkesidir. Türkiye dinî bağlarıyla olduğu gibi, jeopolitik konumuyla da bir İslâm ülkesidir; Türkiye'deki veya Türkiye ile ilgili her gelişme İslâm dünyasını etkilemiş, İslâm dünyasındaki gelişmelerden etkilenmiştir. Demek ki Türkiye çok geniş bir etki-tepki ağının merkezinde bulunmaktadır.

Böyle bir ülkeye, Rus coğrafyasına hakim olan bir gücün alâka göstermemesi mümkün değildir. Hele bu güç sıcak denizlere inmek, Ortadoğu'ya ve Afrika'ya açılmak hesaplarını güdüyorsa, mutlaka bir "Türkiye Politikası" oluşturacaktır.

Zaman içinde bu politika değişikler göstermiş ama özü ve temel hedefleri bakımından fazla değişmeyen coğrafya tarafından özünde ve temel hedeflerinde sabit tutulmuştur.

Rusyâ'nın "Düvel-i Muazzama" (Büyük Devletler) arasına girdiği günden beri bir Türk-Rus münasebetleri meselesi vardır. Osmanlılar Rus baskısına karşı daima Avrupa ittifakını aramışlardır. Hatta bu yolda, Namık Kemal ve Ziya Paşa'nın da belirttiği gibi Avrupâya çok aşırı tavizler verecek kadar da telaş ve istical göstermek durumunda kalmışlardır.

Osmanlı diplomatları Türk dış siyasetini bir pergele benzetmişlerdir. Bu pergelin sabit ayağı Rusya'dır, öteki ayağı Avrııpa'da müttefık aramaktadır. Cumhuriyet devrinde takip edilen dış politika ve özellikle NATO üyeliğimiz hem jeopolitiğin, lıcm de tarihî bir geleneğin sonucudur. Bugün Türkiye'nin NATO üyeliğine ve Batı işbirliğine devam etmesinin önemli sebebi, yine Sovyet potansiyelinin doğurduğu rahatsızlıktır.

Dünya politikasını sadece niyetler yönlendirmiyor, hele bizim iyi niyetlerimiz hiç kâfı gelmiyor. Gerçekleri görmek, gerçekçi dengeler kurmak ve gerçekçi tedbirler almak zorundayız. Bu durum bizi Sovyet potansiyeli, Sovyet siyaset ve stratejisi konusunda haklı bir ihtiyatlılığa davet etmektedir.


Sayfa: [ 1 ]