Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173

Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173
Erciyes Türk Dünyası Kurultayı (Arşiv Ana sayfa) => HAN OTAĞI

Konu: BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (Birinci Bölüm)

Sayfa: [ 1 ]

ulkucu_kizz 15.07.2008 02:55:02


BAŞBUĞ'UN 12 EYLÜL SAVUNMASI (Birinci Bölüm)

"...İnanç ve prensiplerimden, şeref ve haysiyetimden, uğruna ömrümü ve bütün varlığımı adayıp harcadığım Türk milliyetçiliği davasından daha ehemmiyetli, tamah etmeye, tenezzül etmeye, peşinde koşup yorulmaya değer bir şey olduğuna inanmıyorum...."

Başbuğ Alparslan Türkeş




Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesi Başkanlığı'na

Dosya Nu: 1981/176

İfade Sahibi: Alparslan Türkeş

Suç: T.C.K.'nun 146/1. maddesinin ihlali.

Konu: Sorgulama ifadesi hakkında

Hadise: Bir siyasi davanın, idam talebiyle yargılanan bir numaralı sanığı olarak burada bulunuyorum. Hakkımızdaki iddianameyi dinledik. Taleb edilen cezaları öğrendik. Şimdi de usul gereği bize söz verilmiş bulunuyor.

Hersafhasını ve bütün unsurlarıyla bu davanın -başta biz sanıklar üzere, hakim ve savcılardan cezaevi ve inzibat görevlilerine ve Milli Güvenlik Konseyi üyelerine kadar iradesi ve rolü bulunan herkes dahil- gerek şahıslarımız, gerekse devlet vemilletimizin açısından son derece ehemmiyetli olduğu kanaatindeyim. Bu dava dolayısıyla burada Türk milletinin yakın geçmişi, hal-i hazırı ve geleceği tartışılacaktır. Bu davanın bugüne kadarki ve bundan sonraki safhalarında ortaya çıkmış ve çıkacak bütün neticeler, müşahede konusu olmuş ve olacak her türlü tutum, hal ve hareketler ve dava sonunda tesis olunacak nihai hükümler, Türk devletinin dayandığı temel ve esas değerlerle, müesselerinin işleyişiyle, hedef ve istikametleriyle doğrudan ilgilidir. Bu dava, Türk milletinin her türlü düşman taarruzuna karşı en büyük silahı ve gücü olan milli birlik ve beraberliğimizle, milli güvenlik ve savunmamızla da doğrudan doğruya ilgilidir. Bunu söylerken asla mübalağa etmiyorum. Bu mahkemenin, bütün safhalarıyla, bugünkü nesilleri, yaşayan insanlarımızı olduğu kadar, gelecek nesillerimizi de yakından alakadar edeceği muhakkaktır.

Mücerret adalet açısından yargı organlarına intikal eden her dava ehemmiyetlidir. Resmi kabullere göre mensup, taraftar ve sempatizanlarını iki milyon olarak ifade edebilen, milli ve milliyetçi bir partinin, genel başkanından itibaren bütün organlarıyla ve idareceleriyle dünya adalet tarihinde görülmemiş bir sayıda -ikiyüzyirmi- idam istenerek yargılanması ve herhalde adalet terazisinde hassas tartılması gereken farklı bir ağırlık teşkil edecektir.

İslami,insani,milli ve medeni bir prensip olarak milletimizle birlikte biz iman etmişizdir ki, "adalet mülkün temelidir". Zulme sapan, adalete gölge düşüren, mülkün, yani devletin temellerine dinamit koymuş olur. Adaleti çiğneyen insaniyeti çiğnemiş olur, İslamiyeti çiğnemiş olur! Zulüm ve adaletsizlik herşeyden önce Allah'a isyandır. İnancı olmayanlar, kalbi mühürlü ve küfürle kararmış olanlar bilmeseler ve inanmasalar da, Büyük Türk Milleti böyle bir isyanı bağışlamaz. Türk milletini zulümle idare etmenin, adaletsizliğe razı ve ram etmenin imkanı yoktur. Milletimizden aldığımız bu ilham ve inançladır ki, biz, her zaman ve her yerde "lekesiz ve gölgesiz bir adaletin" savunucusu olmuşuzdur. Mücadelesini yaptığımız değerlerin başında "lekesiz ve gölgesiz bir adalet" şiarı yer almıştır. Hakka riayet ve adaletle hükmetmek de şahıslarımızı çok aşan, milli, insani ve ilahi bir mes'uliyet davasıdır.

Ben meseleyi bu ölçüde şumullü ve ehemmiyetli gördüğüm için konuşmak istiyorum. Şunu olanca sadeliği ile ifade etmek isterim ki, ne vicdanen, ne de kanunen kendimi suçlu hissediyorum. Bu bakımdan da uzun uzadıya şahsımı savunmak ihtiyacında ve telaşında değilim. Esasen iddianeme diye ortaya konulan metin, her bakımdan o kadar gayrı ciddi ki, talebi idam da olsa, böyle bir metin karşısında, insan sadece şahsını düşünerek savunma yapmaya tenezzül etmez. Yoktan yok çıkar; mevcut olmamış, hiçbir zaman işlenmemiş suçun iddianamesi de herhalde böyle olacaktır. Bu iddianame şahsım itibariyle yok hükmündedir! Beni konuşmaya sevk eden husus, ne ceza korkusu, ne muhtemel bir cezadan kurtulma gayret ve ümididir.

Allah nasip ettiği için, çok genç yaşlardan itibaren Türk milliyetçiliği gibi bir davanın mensubu oldum. Ömrümü davama adanmış olarak geçirdim. Yine Allah nasib ettiği için bu mukaddes ve mübarek davanın siyasi aksiyon planında liderliğini, bayraktarlığını yaptım. 64 yaşındayım. Benim ayrıca anlatmama lüzum yok; hepiniz biliyorsunuz, herkes biliyor ki, bu dünyada fani bir beşere için tatmin sebebi sayılan ikbalin en üst kademelerini gördüm. Mükerren idbarı da gördüm, yaşadım. Siviliyle, askerisiyle mahkemelere de girdim çıktım. Tecrübem az sayılmaz. Bu dünyada iyiden kötüden birçok şeyi tartıp çekmek, değerli olan nedir, değersiz olan nedir, bunlar üzerinde düşünmek fırsatını buldum. Dolu dolu yaşanmış bir ömrün şu merhalesinde, inanç ve prensiplerimden, şeref ve haysiyetimden, uğruna ömrümü ve bütün varlığımı adayıp harcadığım Türk milliyetçiliği davasından daha ehemmiyetli, tamah etmeye, tenezzül etmeye, peşinde koşup yorulmaya değer bir şey olduğuna inanmıyorum.

Elhamdülillah, inamış, samimi bir müslümanım; fanilik hissine aşinayım, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu biliyorum. Şu anda burada bulunuşumuz da inanıyorum ki, her şeyden önce, bir kader tecellisidir, ilahi bir imtihandır. Sabır ve şükürle karşılıyor ve bu imtihandan da yüz akıyla çıkmayı bize nasib etmesini Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. Rahmet ve şaşmaz adalet ümidimiz yalnız Allah'tadır...

Bir askeri mahkeme huzurunda olduğumu biliyorum. Bu vaziyetin gerektirdiği dikkat ve nezaket içinde olmaya çalışacağım. Ancak şunu bilesiniz ki, konuşmamın birinci saiki, bu mahkemenin vereceği karara tesir etmek, mahkemeden kendi lehimize bir karar istihsaline çalışmak olmayacaktır. Şahsım itibariyle bu mahkemeden sadır olacak her türlü karar bence müsavidir. Konuşmama "şahsım için netice ne olacak?" endişesi yön verecek değildir. Ben, burada, önce Allah'ın huzurunda, sonra tarihin ve milletimin huzurunda olduğumu bilmenin huşuu, mes'uliyet ve vekarı içinde konuşacağım. Burada bir hesap görülecektir. Benim için de bir hesap verme bahis konusu ise, o hesabı milletime ve tarihe vereceğim. Gayet açıklıkla söyleyeyim ki, Türk milletinin vicdanında teşekkül edecek olan hüküm ve tarihin hükmü, bana göre, mahkemenizin tesis edeceği hükümden çok önde gelir.

Taşıdığım bayrak, temsil ettiğim mukaddes Türk milliyetçiliği davası uğrunda, komünist ve bölücü hainlerin kurşunlarıyla toprağa düşerek şehitler ordusuna katılmış olan Ruhi Kılıçkıran'dan Gün Sazak'a kadar şehit evlat ve kardeşlerimin rühaniyetlerinin de şu anda bizimle beraber olduklarını biliyorum. Onlar da beni dinliyorlar. Onların tekzib etmiyecekleri şekilde konuşmaya, yalnız hak bildiğimi söylemeye mecburum. çünkü onlar, u üçbinaltıyüz can, bu hak bildiğimiz yolda "vatan-millet-din ve devlet" uğrunda şehit oldular. Onlar hem şehitlerimiz, hem de şahitlerimizdir. Yarın huzur-ı ilahide de bana şahitlik edecek olanlar, onlardır... Onların huzurunda, onlar için konuşacağım! Ebed-müddet olan Türk devletine; kıyamete kadar hür, müstakil, mes'ud ve müreffeh yaşamasını, her gayeden aziz bildiğimiz Büyük Türk Milletine bugüne kadar hizmet etmiş ve etmekte olanlar için; yarın aynı yolda, aynı heyecan ve şuurla bu kutsal hizmetin bayrağını taşıyacak olanlar için konuşacağım! Milletim aldatılmasın, şaşırtılmasın; milletim gerçeği bilsin diye konuşacağım!

Huzur-ı ilahiye yüz akıyla çıkmaktan başka bir endişeye gönlümde yer yoktur. Hiçbir beşeri kudret önünde eğilmem. Kimsenin merhamet ve insafına şahsen ihtiyacım yoktur. Sözüm, tenkidim, talebim yalnız hak ve hakikat namıdanıdr; yalnız mülkün temeli olan adalet namınadır, yalnız milletim ve devletim içindir...

Sizlerden bir tek ricam var: Sözlerimi kesmeden sonuna kadar dinleyiniz. Sormaya hazırlandığınız veya bilahare sormak isteyeceğiniz birçok sualin ve iddianamede ortaya konulan itham ve isnadların cevaplarını, tahmin ediyorum ki konuşmamın bütünlüğü içinde almış olacaksınız. Karşınızda sizlerin şu anda taşıdığınız üniformayı 37 yıl şerefle taşımız, Milli Birlik Komitesi üyeliği, parti genel başkanlığı, başbakan yardımcılığı yapmış, Türkiye'nin son yirmi yıllık tarihi içinde emsali görülmedik düşmanlıkların ve emsalsiz sevgi ve bağlılıkların hedefi olmuş, bu dünyanın bin türlü kahır ve mihnetinden geçmiş bir insan konuşuyor. Sabırla dinlediğiniz takdirde, hem vazifenizi yapmış olursunuz, hem de ümid ediyorum ki, şahsen istifadeniz olur. Çünkü konuşacağımız meseleler, yalnız şu anı sizi bizi değil, Türk milletinin gelecek bütün zamanlarını ve nesillerini de çok yakından ilgilendirecek hayati ehemmiyete meselesidir.

Başbuğ Alparslan Türkeş
12 Eylül Savunmasından...
Dosya Nu: 1981/176


Sayfa: [ 1 ]