Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173

Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/teshaber/public_html/erciyeszaferkurultayi.org/public_html/forum/arsiv.php on line 173
Erciyes Türk Dünyası Kurultayı (Arşiv Ana sayfa) => Türkiye Gündemi

Konu: YENİDEN ÜLKÜCÜ DİRİLİŞ

Sayfa: [ 1 ]

tengiz 13.07.2008 14:34:28
Ülkücü dirilişin sağlanması yükümlüğümüz olduğu kadar zorunluluğumuz haline gelmiştir.

Yeniden ülkücü diriliş isminde bir yazı yazmak dahi sırf yazının ismi yüzünden ne yazık ki mevcut şartlar içerisinde taraf olarak görülmenize yeterli olacaktır. Ülkücü sorumluluğumun bana vermiş olduğu yükümlülük gereği yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim.

 

Toplum tabanına inmemiş, toplumun çeşitli kesimlerinden kabul  ve destek görmeyen fikrin başarılı olması mümkün değildir. Toplumun tabanına inmek derken, toplum içerisindeki sıkıntıları iyi tahlil edip, bu sıkıntılar üzerine çözüm stratejileri üretebilen kendi içerisinde de toplumu adil olarak temsil eden bir yapının gerekliliğini kast ediyorum. Sizin sesiniz çıkar gruplarınca kesilmek istenebilir, boyalı basında gözükmeyebilirsiniz. "Basın bize yer vermiyor" şeklinde bir savunma sizin kuleler üzerinden topluma baktığınızın göstergesi, her sabah selamlaştığınız insanlara ulaşmak için gazete ve dergiye gerek yoktur. Ulaşmak istemeniz yeterli olacaktır.

 

Merhum Başbuğumuzun bu sırrı gördüğü ve bunun üzerine çalışmalar yaparak teşkilatlanmasını toplumu kucaklayacak bir mahiyette geliştirip, genişlettiği herkesçe malumdur. Bu amaçla onlarca ülkücü kurumu hayata geçirmiş ve çalışması için mensuplarını da ayrı ayrı teşvik etmiştir. Mevcut halde ülkücü hareketin toplum içerisindeki temsilcileri MHP ve ülkü ocaklarıdır. Bunun dışındaki ülkücü kuruluşlar genelde kağıt üstünde kalmış veya tabeladan öteye gidememiş durumdadır. Toplumun içerisinde yeterince aktif olamamak diye isimlendirebileceğimiz sıkıntımızın aşılabilmesi adına çaba sarfedecek  olan bu kurumların mensuplarının samimiyetinden şüphe yoktur. Ama sadece bu iki kurum hem asli görevleri icabı hem yeterli olanaklara sahip olamamaları yüzünden "Toplumu millet olma bilincine eriştirmek" diye kısaca tarif edebileceğimiz, arzu ettiğimiz hedefe ulaşamamaktayız. Çözüm ülkücü hareketin tüm sosyal yapılarının disipline bir şekilde ayağa kaldırılıp çalışmaya sevk edilmesindedir. Hareket içerisinde etkinlik sağlamak, etkinliğini devam ettirmek isteyen kimi çevreler erkin ellerinden gideceği kaygısı ile elbette ki ülkücü hareketin teşkilatlanmasını sosyal yapıya göre uyarlamasından rahatsızlık duyacaktır.  Ülkücü hareketin daha sağlam köklerle milletin bağrına inmesi ve yeni yetişecek nesillerde ülkücü şuurun tesisi ancak ve ancak toplumun her kesimini ayrı ayrı kucaklayabilecek teşkilat yapılarını oluşturmasıyla mümkün olacaktır.

 

Hepimizin yetiştiği, güzide ve mübarek bir kurum olan ülkü ocaklarının asli görevinden uzaklaşarak politize olması, politize olmanın sonucu olarak da nitelik bakımından değer kaybetmesi hem sağlıklı bir gençliğin yetişmesinin önündeki engel olarak karşımıza çıkarken hem de bu mübarek kurumun gitgide adının yozlaşmasına neden olmaktadır. Ülkücü genç özellikle üniversitelerde etkinlik sağlaması için teşvik edilirken, üniversitede oluşan çeşitli gerginliklerde taraf olması istenmeyip, "balkondan seyretmek" diye bir tabir kullanılarak alanların milli olmayan güçler tarafından kontrol altına alınmasına müsaade edilmektedir. Gençlerimizin yapmış olmak için yapmak veya laf ola beri gele diye tarif edebileceğimiz çalışmalar içinde enerjilerini harcayıp sonra da sükut-u hayale uğramaları onlarda sahipsizlik hissi uyandırdığı gibi özgüven kaybına da yol açmaktadır. Gençliğin önünde çözümsüzlükler silsilesi oluşmakta, okullarından mezun olduktan sonra da iş ve aş kaygısına düştüklerinde bu sefer ayrı bir sükut-u hayalle karşılaşmaktadırlar. Ülkü ocaklarının asli misyonu olan nitelik sahibi, samimi, geleceği inşa kaygısı taşıyan gençleri yetiştirebilmesi için en kısa zamanda depolitize edilmesi, tarafı olmadığı güç kavgalarında piyade-piyon olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekmektedir.

 

Söylemlerini müzikle yapan bir hareketin stadyumlara binleri toplayan futbol takımından farkı yoktur. Ülkücü hareket söylemlerini sadece müzikle vermek gibi bir yöntemi benimsemiş, bu da ülkücülüğün sadece maç olduğu hafta sonlarında bayrağını alıp stadyuma gidilen taraftarlık gibi gecelerimize gelinen ve slogan atılan bir organizasyon olarak görülmesine yol açmıştır. Son 25 yıl içerisinde Türk milliyetçiliği temelli tiyatro, roman, fikir kitabı olarak ortaya bir şey koyamamamız, ülkücü hareketin toptan bir nitelik erozyonuna uğramasına yol açmaktadır.

 

Lider-Doktrin-Teşkilat diye andığımız, disiplin amaçlı kullanılagelen kavram ne yazık ki son dönemde sadece kendi içimizde hainler oluşturmamızdan başka hiçbir şeye yaramamıştır. Sokakta ki bir bireye gösterdiğimiz toleransı kendi içimizdeki öz kardeşimizden esirgiyor olmamız ve zaman zaman derebeyi gibi hareket eden teşkilat başkanları yüzünden bir çok ülkücü kırgınlık ve üzüntüye uğramış, kendi çalar kendi dinler halinde, sadece birbirine övgü ve ülkü devliği sunup, armağan eden bir teşkilat haline gelmemize yol açmıştır.

 

Tabiatın doğal kanunu olan "bir yerdeki boşluğu muhakkak birileri doldurur" gerçeğini hatırlatmak istiyorum. Ülkemizde son dönemde oluşan ve etnik temelli bir iç savaşa sürüklenmemiz için planlanan oyunda ülkücü hareket boşluğu dolduramamış bunun sonucunda da sınırı ve sonu belli olmayan, reaksiyoner temelli, milli kültür ve birlikte yaşama azmini reddeden, kontrol edemediğimiz saldırgan bir milliyetçilik doğmuş, Türk milleti yığın psikolojisi içerisinde hareket eder hale gelmiştir. Geçmişinde etnik temelli saldırganlığı barındırmayan Türk milliyetçiliğinin bugün geçmişte fedakarlığını yapan ülkücüler tarafından değil de ne idüğü belirsiz çeşitli gruplar tarafından seslendiriliyor olması, Türk milliyetçiliği misyonunun yoldan çıkarak farklı alanlara açılmasına yol açacaktır. Bu kritik süreç içerisinde ne yazık ki "Çiçek bahçesi", "vatandaşlık temelli millet" gibi sulanmış, sulandırılmış kavramların dile getirilmesi misyonla çelişen ayrı bir hadisedir.

 

Ülkücü dirilişin sağlanması yükümlüğümüz olduğu kadar zorunluluğumuz haline gelmiştir. Yüzyıllardır her türlü oyunun tezgahlandığı bu coğrafyada Türk varlığının devamının sağlanması ülkücü hareketin zorunluluğudur. Bu nedenle Ülkücü Dirilişe gerek vardır, "ülküdaşlık" şuuruna erebilmiş, toplum tabanına inen ve hainler parodisi oynamayan bir ülkücü hareket ülkücü dirilişi sağlamakla kalmayıp, Türk varlığını ebede götürecek maneviyatı da sağlayacaktır. 

GÖKHAN

yeniden türk milliyetçiliği(y-tm)

tengiz 14.07.2008 13:42:49
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DURUM TESPİTİ

Türk milliyetçilerinin önündeki acil görev, öncelikle Türk milliyetçiliğinin içinde bulunduğu ideolojik ve politik durumu eleştirisel bir tavır ve gerçekçi bir duruşla tespit etmekktir. Çünkü durumu doğru tespit etmeyenler zaferin stratejisini de çizemezler. bugün, Türk milliyetçiliği ideolojisi, bu ideolojiye dayanan politik program ve bu ideoloji ile prrogram etrafındaki politik kadrolar Türkiye'nin ve Türk dünyasının karşı karşıya oleduğu dev sorunları aşabilecek bir donanıma sahip değildirler.
Oysa, Türk milliyetçileri 21. yüzyılın başında küreselleşmenin politik, ekkonomik, sosyal, kültürel ve askeri anlamda hakim olduğu bir süreçte Türk halkının önüne Türkiye'nin gelecek 10, 30 ve 50 yıldaki Büyük Stratejisini koymak zorundadırlar. Türk milliyetçileri, Türkiye ve Türk dünyası için yeni fırsat ve yeni tehditleri tanınılamak zorundadırlar. Türk milliyetçileri yeni tehditleri yeni fırsatlara dönüştürmek. Türk'ün sstratejisini yazma cessaret ve zekasını ortaya koymak zorundadırlar.
Türk milliyetçiliğinin yakın tarihteki en kutsal eseri, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Türk milliyetçiliği, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurııcu ideolojisi olmanın dışında, Türk milliyetçileri için yaşamı kavrama, anlamlandırma ve izah etme çerçevesini oluşturur. Atatürk'ün vefatı ile Türk milliyetçiliği ideolojisi devletin resmî ideolojisi olma niteliğini görünürde korusa da, özünde yitirmiş, siyasal bir program olmaktan çıkarak daha İnönü döneminde 3 Mayıs 1944'de içi boş bir bürokratik milliyetçiliğe dönüşmüştür. Sonra onunda yerini içinde Atatürk olmayan bir Atatürk milliyetçiliği almıştır. Artık devletin Türk niteliği sorgulanmakta, Türklük yerine Türkiyelilik önerilmektedir. Milli devlet yapısı tasfiye edilerek etnik merkezli bir federal devlet oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Siyasal Türk milliyetçiliğinin 20. yüzyıldaki ikinci lideri Başbuğ Alparslan Türkeş ise, 3 Mayıs 1944'den başlayarak Türk milliyetçiliğinin Türk devletinden soyutlanmasına karşı amansız bir mücadele vermiştir. Bu mücadele, 27 Mayıs 1960 askerî harekatının bir CHP yanlısı darbe olmasını engellemeyi hedeflerken, Türk milliyetçiliğinin devleti tekrar kurmasını amaçlannııştır. Ancak, statükonun direnişi bunun gerçekleşmesini engellemiştir.

Başbuğ Türkeş, yollandığı sürgünden döndükten sonra siyasal Türk milliyetçiliğini iktidara taşımak ve Türk milliyetçisi kadroların yetişmesi için büyük bir mücadele vermiştir. Bu mücadele, Türkiye'yi bir Sovyet cumhuriyetine dönüştürmek amacı ile gerçekleştirilen örtülü bir istilâ ve terörizm süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Ülkücü hareket, 1960 ve 70'li yıllarda Türk milletinin öz savunması anlamına gelmiştir. Ancak, bu öz savunma "yıkılsın düzen, yaşasın devlet" felsefesi ile mücadele eden düzen tarafından doğal olarak 12 Eylül 1980'de cezalandırılmıştır.

12 Eylül sonrasında Başbuğ, Türk milliyetçiliğini etnik bölücülük ortamında ve en olumsuz şartlar altında tekrar örgütlemiştir. Başbuğ, büyük bir tarih, strateji ve siyaset bilinci ile Türk milliyetçiliğini 80'ler ve 90'larda ileri doğru taşır iken, Türkiye'nin bölünmesi ve etnik bir cehennem haline dönüşmesini engelleyici bir çizgiyi yaşama geçirmiştir. Başbuğ'un vefatı ile birlikte, Ülkücü hareket ideolojik zeminini hızla yitirmeye başlamıştır. Türk milliyetçiliğinin devlet dışında olsa dahi gerçekleştirdiği direniş ile ürken ve gerileyen düzen ve bölücü çevreler son yıllarda AB çatısı altında Türke yönelik bir saldırıyı temsil etmektedirler.

Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan temel değerlerin hepsinin teker teker sorgulandığı, eskimişlikle, köhnelikle suçlanmaktadır. Milli bilincin yerini parlamento içinde ve dışında etnik, dinsel ve mezhepsel altkimlikler almaktadır. Türkiye'yi bir milli devlet, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarını da Türk milleti yapan bütün değerlere içeriden ve dışarıdan saldırılmaktadır.Türk ulusunun bağımsız ve haysiyetli yaşama iradesinin yıkılmaya çalışıldığı bir ortamda; Türkiye'yi ayaklarının altından çeken ve milletin geleceğini bir bilinmezliğe atan gelişmeler karşısında, bu milletin şanlı geçmişine ve büyük geleceğine inanan Türk milliyetçileri, büyük bir ızdırap, kızgınlık, gerilim ve ne yazık ki hepsinden öte umutsuzluk içindedirler. Oysa, ızdırap, gerilim ve umutsuzluk çare değildir. Yapılması gereken, Türk milliyetçiliğini tekrar devletle egemen kılmaktır.

Ancak, 20. yüzyılı doğru bir şekilde açıklayan Türk milliyetçiliği, bugün 21. yüzyıla doğru ve anlaşılır bir teorik izah getiremediği gibi, kurucusu olduğu Cumhuriyet'in yıpranışını ve yaralanmasını engelleyebilecek durumda da değildir. 1980'den sonra milliyetçi aydınların fikri üretimi ortadan kalkmıştır. Milliyetçiliğin doğruları ve yanlışları önce yıpranmış ve tartışılır hale gelmiş, sonra nerede ise ortadan kalkmıştır.

Türk milliyetçiliğiuin ideolojik çerçevesirıin geliştirilmesi için hiç çalışmayan, hatta ideolojinin önemine inanmayan kadrolar, Türk toplumuna Türk milliyetçiliğini siyasal bir program olarak sunamadıkları için, milliyetçiliğin siyasal güce dönüşmesi Türk milliyetçilerinin toplumumuza sundukları gelecek projelerine ve programlara değil, diğer siyasal parti ve programların başarısızlığına bağlı hâle gelmiştir.

Bu tecrübenin ışığında, Türk milliyetçileri artık bir gerçeği kendilerine itiraf etmek zorundadırlar. Türk milliyetçiliği, siyasal, ideolojik, düşünsel, ahlaki ve kültürel bir bunalımdan geçmektedir. Türk milliyetçileri, yaşamın birçok alanına ve 21. yüzyılın birçok gerçeğine cevap veremez, çözüm üretemez durumdadır. Oysa, hırpalanan, örselenen, saldırılan, dönüştürülerek sona erdirilmek istenen aziz Cumhuriyetimizi yenileyerek, güçlendirerek geleceğin içlerine taşıyacak tek ideoloji, Cumhuriyet'i kuran ideoloji olan Türk milliyetçiliğidir. Türk milliyetçiliğini ideolojik bir diriliş ve yenilenme süreci içine sokması gerekenler Türk milliyetçileridir.

İçinden geçtiğimiz dönemde Türkiye bir iç savaşa, bir Türk Kerbelası'na itilmeye çalışılmaktadır. Böyle bir iç savaşdan sonra sıra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter millî devlet olarak sona erdirilerek, etnik merkezli federal bir yapılanmaya doğru kaydırılmasına gelmiştir. Bölücü çete ve onun siyasal kolu, aldığı bölgesel ve küresel desteği en iyi şekilde değerlendirerek, 1970'lerin sonunda başlayan ve değişik araçları ve yöntemleri kullanarak Türk ulusunun kaderde, tasada ve kıvançta ortaklık bilincine, Türkiye Cumhuriyeti'nin kutsal toprak bütünlüğüne, sosyal ve ekonomik dokumuza ağır hasar vermiştir ve vermeye devam etmektedir.

Türk milliyetçilerinin görevi bu gelişmelere bir son vererek Türk milletinin içine hızla ilerlediği felâketi durdurmaktır. Bir Türk Kerbelası ihtimalini ortadan kaldıracak tek politik güç Türk milliyetçiliğidir. Ancak, gerçekçi olur isek, Türk milliyetçilerinin politik kadroları bugün Ülkücü Hareketin büyük ızdırabına rağmen Türkiye'nin içinde bulunduğu federalleşme/parçalanma sürecini durdurmak gücüne sahip değildirler.

Türkiye Cumhuriyeti, devletin ulusal yapısını bir iç savaştan geçirerek veya ülkeyi iç savaşsız teslim alarak, federal bir yapıya dönüştürmeye yeltenecek iç ve dış güçler ile Cumhuriyet'i kuruluş esaslarına sadık kalarak geliştirmeyi ve 21. yüzyıla taşımayı hedefleyen, millî güçler arasında yapılacak nihaî bir hesaplaşmaya doğru hızla ilerlemektedir.

Ülkemiz bu hesaplaşmaya doğru ilerlerken, Türk siyasal ve bürokratik seçkinleri, bir yandan merkezinde terör örgütü PKK'nın olduğu, 20 yıla yaklaşan düşük yoğunluklu çatışmanın bıraktığı ağır politik, ekonoınik, sosyal ve hatta kültürel tahribatın, öte yandan özellikle 2002 senesi içinde maruz kaldığı psikolojik savaşın neticesi olarak, Türkiye'yi, ulusumuzun yüksek menfaatlerini koruma yeteneğini yitirerek, beyinleri ve yürekleri ile teslim olmuşlardır.

Nihaî hesaplaşmada; millî güçlerin yönetimini sağlayacak bir siyasal karargâha, strateji oluşturacak bir fikrîmerkeze/merkezlere, millî nitelik taşıyan aydınların örgütlü katkısına, üretilen fikirlerin etkin bir şekilde toplumsal iletişim sistemine sokulmasını sağlayacak bir alternatif basın-yayın alt yapısına ve bütün bunların sonucu/nedeni olarak, Türkiye'yi bu süreçten çıkaracak siyasal liderliğe raslanmamaktadır. Bu şekilde girilecek bir nihaî hesaplaşmadan Türkiye'nin, Türk milliyetçilerinin, milli güçlerin galip çıkması mümkün değildir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerine sadık olan Türk milliyetçilerine, nihaî hesaplaşmadan galip çıkmak, hırpalanan Cumhuriyet'i onarmak ve güçlendirmek, Cumhuriyet'i 21. yüzyıla ve onun da ötesinde 3. bin yıla; tarihin, coğrafyanın ve kültürümüzün bize yüklediği misyon ile taşımak görevi düşüyor. Ancak, bu misyonu gerçekleştirebilmek, Türk milliyetçiliğinin, yaşamın bütün alanlarında gerçekleştirmesi gereken bir yenilenmeye ve dirilişe; Türk milliyetçiliğinin yeniden fikrî inşasına bağlıdır.

Bugünkü hâli ile milliyetçilik teorik plânda 20. yüzyılın başında bulunduğu noktanın çok gerisindedir. Türk milliyetçilerinin fikrî tembelliği, sosyal bilimlerin ve ideolojik çalışmaların sürekli ihmal edilişi, günlük politik ihtiyaçların siyasal ahlâkın önüne geçmesi, milliyetçiliğin gelişerek yetkin bir siyasal program hâline gelmesini engellemiştir.

Son 20 yıldan bu yana Türk milliyetçileri, ideoloji üzerinde çalışmayı tamamen terk etmişlerdir. Başbuğ Türkeş, Türk milliyetçisi aydınlar tarafından büyük ölçüde yalnız bırakılmıştır. O dönemde de bazı ideolojik sorunlar gelişmeye başlamış, yetersizlikler görülmüştür. Ancak, Türk milliyetçileri bir sorunun cevabı konusunda "Ben bilmesem de Başbuğ biliyor" şeklinde bir teselli geliştirmişlerdir. Bugün ise, Türk milliyetçileri bir soruya cevap veremiyorlar ise, başkalarının da bu sorunun cevabını bilmediğini bilmektedirler. Öte yandan, 12 Eylül sonrasında bazı çevreler Türk milliyetçiliğinin bir siyasal eylem plânı olmaktan çıkıp komünizm ile mücadele derneğinin düşünsel alt yapısı olmaya doğru itmiştir. Kendisini Türk milliyetçisi diye nitelendirenler arasında komûnizmin tehdit olmaktan çıkması ile Türk milliyetçiliğine ve onun ideolojik gelişimine ihtiyaç olmadığını düşünenler olmuştur.

12 Eylül sorasında birçok Türk milliyetçisi politikacı ve aydında, "herhangi bir sağ partide de Türk milliyetçisi olarak politika yapılabilir" anlayışı yerleşmiştir. Aslında kendi varlık ve var oluş şekillerine meşruluk kazandırmaya çalışan bu insanların Türk milliyetçisi olmadıkları söylenemez. Ama siyasal bir program olarak Türk milliyetçiliği ancak Türk milliyetçiliğini siyaset ekseni olarak benimsemiş bir partide yapılabilir.

Aksine, siyasal iktidarlar ile mümkün olduğunca uyum ve uyumun ortaya çıkardığı rant, Türk milliyetçisi sivil toplum örgütlerinin temel hedefi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu "her partinin içinde adamımız var" şeklindeki "bukalemun milliyetçiliği", ideolojik bir belkemiğinin olmamasının sonucudur.

Artık yapılması gereken; milliyetçi, politikacı, aydın, genç, bürokrat, işadamının ortaklaşa bir çalışma süreci içinde bütün önyargılardan soyutlanarak ve milliyetçiliğin kaynaklarından hareket ederek, günümüzdeki milliyetçi anlayış ve politika diye Türk milliyetçilerine ve Türk halkına sunulanları gözden geçirmek suretiyle, doğru bilinen ve şablonlaşmış fikrî kalıpları sorgulamaktır. Hayatın bütün alanlarına cevap üretebilen bir ideolojik alt yapının oluşturulabilmesi, yoğun ve çokdisiplinli bir anlayış çerçevesinde çalışmayı gerektirmektedir. Zaman, acımasız bir sorgulama, Türk milliyetçiliğini ideolojik plânda tahrip edenlerden ve edilmesine göz yumanlardan hesap sorma zamanıdır.

Burada suçu küresel veya milli politik koşulların değil, medeni cesaretlerini, ülkülerini yitirmiş olan Türk milliyetçilerinin fikri tembelliğinde aramak gerekmektedir. Fikri planda her yenilik girişimi, her sorgulayan gelişme, Türk milliyetçiliğini dondurarak, ideolojik gelişimi boğma, yok etme içinde olanların muhalefeti ile karşılaşabilir.

Yaşayan Türk milliyetçilerinin dedelerinin yaptıkları ile övünecekleri çok şey vardır. Ama, bugünün Türk milliyetçilerinin torunlarının dedeleri ile övünecek çok şeyinin olduğunu söylemek ne yazık ki çok zordur. Bunun anlamı, yaşayan Türk milliyetçilerinin Türk milletine karşı görevlerini tamamlamadıklardır.

Romantizmden gerçekçiliğe geçişin ön şartı, Türk milliyetçiliğinin sadece geçmiş merkezli bir tarihselanı ideolojisi olmaktan çıkıp geleceği, Türk milletinin güçlü geleceğini kuracak somut politik projeleri geliştirrnesine bağlıdır. Bugün Türk milliyetçilerinin bu noktadan çok uzak oldukları görülmektedir. Oysa, Cumhuriyeti kurarken ve daha sonra Cumhuriyeti korurken, Türk milliyetçileri ortaya somut projeleri ile çıkmışlardır. Yaşamın her alanına cevaplar üretmişlerdir.

Aşağıda yapılan tespitler aslında Türk milliyetçilerinin değişik plâtformlarda yaptıkları ancak henüz sistematik bir eleştiriözeleştiri mekanizmasının çerçevesi içerisine oturtulmamış tespitler olma niteliği taşıyor. Burada yapılan tespitleri, Türk milliyetçisi aydınlar içeriğini doldurmak ve sorun alanından çözüm alanına taşımak anlamında yoğun bir şekilde tartışarak eleştirerek, olgunlaştırmak, geliştirmek görevi ile karşı karşıyalardır.

Türk milliyetçiliğinin ideolojik sıkıntıları olarak şu hususları gösterebiliriz:

1- 21. yüzyılın temel sorun alanlarına teorik izah ve yanıt verilmiş değildir. Türk milliyetçiliği genel olarak 20. yüzyılın kavramsal çerçevesi içine sıkışmış kalmıştır ve 21. yüzyılın kavram ve gündemi ile teorik bir çatışma sürecine girmemiştir. Ancak, bu durum Türk milliyetçiliğinin gerilemesini engellememekte, aksine hızlandırmaktadır. Bundan dolayı, Türk milliyetçisi aydınlar, etnik milliyetçilikten, çok kültürcülüğe; internetten, yeni misyonerlik ve küreselleşmeye kadar gündem ile ilgili sorunlara somut cevaplar üretmek zorundadırlar.

2- Türk milliyetçiliği hâlâ Türkiye milliyetçiliği şeklinde anlaşılıyor ve bütün Türk dünyasını kapsayan bir Türk milliyetçiliği ideolojisinin oluşturulmasından hâlâ uzak bir konumdayız. Türkiye Cumhuriyeti'nin tek bağımsız Türk devleti olduğu dönemde bu husus anlayışla karşılanabilirdi. Ancak, bağımsız Türk cumhuriyetlerinin kuruluşunun üzerinden 13 yıl geçmiş olmasına rağmen, Türk milliyetçiliğinin en azından geneltemel sorunlar karşısında ürettiği ortak cevaplar üzerinde Türk dünyasının bütün noktalarında Türk milliyetçilerinin fikir birliği içinde olmaları gerekmektedir. Bu ise, teorik bir çalışma sürecinin başlaması anlamına gelmektedir. Bu süreçte, Türk dünyasının farklılıkları ve bunların gerektirdiği farklı açılımlar olabileceği gibi, ortaklıkların da bulunmasını beraberinde getirecektir.

3- Türk milliyetçilerinin tarih anlayışı hâlâ hanedan tarihi üzerine otıırmaktadır. Birçok Türk milliyetçisi haklı bir gurur duymamız gereken Osmanlı tarihini, tarihselpolitik analiz sürecinin tek ölçütü yapmaktadır. Bu ise, Türk milliyetçiliğinin ulaşması gereken "Türk dünyası, Türk milliyetçiliği" anlayışının önünde önemli bir engeldir ve Türk milliyetçilerinin bakış açısını daraltmaktır.

4- Bazıları Türk milliyetçiliğinin dinî yorumunu hâlâ mezhep merkezli olarak şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Oysa, Türk milliyetçiliği ne kadar büyük bir çoğunlukta olur ise olsun, Türk milletini sadece bir mezhebin değil bütün Türk milletini kapsamalıdır. Avrasya bloğuna yayılan Türk milletinin çok büyük bir bölümü Müslüman olmakla beraber, bünyesinde Müslüman olmayan, Hristiyan, Musevi, Şaman unsurlar da bulunmaktadır. Ayrıca gerek Avrasya kıta bloğunda gerek ise Türkiye'de, Şiî ve Alevi Türklerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek kadar fazladır. Türkiye'den sonra en büyük Türk ülkesi olan İran'da, Türk nüfusun büyük bir bölümünün şiî müslüman olduğu gerçeği göz önünde tutulmalıdır. Türk milliyetçileri genel söylem bazında AlevîSunnî sorununu aşmış görünseler dahi, gerçek yaşamda bunun politiksosyal sıkıntıları ne yazık ki hâlâ çekilmektedir. Bu da Türk milletine karşı gerçekleştirilen psikolojik operasyonlarda bir araç olarak AlevîlikSunnîlik karşıtlığının kullanılmasına imkân vermektedir. Türk milliyetçileri, bu oyunun sona erdirilmesi ve sosyal bütünleşmenin sağlanması amacı ile AleviSunni çatışması tuzağını ortadan kaldırıcı bir süreci başlatmak zorundadırlar. Dar mezhepsel yaklaşımlar sergileyenler, kendilerini Türk milliyetçisi zannetseler dahi eylemleri/düşünceleri ile Türk milletine ve milliyetçiliğine zarar vermektedirler. Burada ortaya konulan hususlar, Türk milliyetçilerinin İslamiyete karşı kozmopolit aydınlarda çok sık görülen "steril laik" bir tavır içine girmesi anlamına gelmemektedir. Aksine, Türk milliyetçisi dini yaşamak için büyük bir çaba içinde olmalıdır. Ziya Gökalp'in ortaya koyduğu İslamlaşma süreci hala Türkiye için büyük bir gereklilik olmaya devam etmektedir. İslamın öğretilmesi ve anlaşılması için en uygun koşulların oluşturulması gerekmektedir. Bunun aksi düşünülemez. Ancak, dinin yaşanması, mezhep merkezli politika yapılması, politikanın bu esas üzerine kurulması anlamına gelmez.

5- Türk milliyetçiliği, modern çağda kentli bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır, Milliyetçilik aynı zamanda bir çalışma ahlakı olarak modern sanayi toplumunun itici gücü olmalıdır. Oysa, Türk milliyetçiliği, kentlimodern değil, taşralımodern öncesi bir görünüm sergilemektedir. Bu sürecin hızla aşılması ve Türk milliyetçiliğinin gerçek sosyal zemin üzerine oturtulması gerekmektedir.

6- Türk milliyetçiliğinin ekonomik bir kavrayışı ve izahı yoktur. Gerçi Türk milliyetçiliğinin hiçbir zaman vahşi liberalizm ve Marksist sosyalizm gibi rijit bir ekonomik anlayışı olmamıştır ve olmamalıdır. Ancak, bu milliyetçiliğin her ekonomik ekolü benimseyebileceği anlamına gelmemektedir. Bir siyasal program olarak savunulan Türk milliyetçiliğinin, muhakkak sosyal adaleti göz önünde tutan üretimci/ toplumcu/rekabetçi bir anlayış üzerine oturtulması lâzımdır.

7- Türk milliyetçiliğinin bir reform progranıı yoktur. Oysa Türk milliyetçiliği 20. yüzyıl başında radikal reformistdevrimci bir geleneği temsil etmiştir. Bugün de Türk nıilliyetçiliğini siyasal muhafazakâr hareketlerle eşdeğer tutan yaklaşımlar sergilenmektedir. Oysa, kültürel anlamda muhafazakârlıkla, siyasal muhafazakârlık çok farklı uçlardır. Türk milliyetçiliği, çürüme sürecinde olan politik yapılanmalar ve sosyal süreçler (televole toplumu) için hangi reform programına sahip olduğunu ortaya koymalıdır.

8- Türk milliy etçiliğinin gelecek tasanmı yoktur. Türk milliyetçileri, 20 veya 50 yıl sonra çocuklarının ve torunlarının nasıl bir Türkiye'de ve dünyada yaşaması gerektiği konusunda bir vizyona sahip değildirler. Hatta, kendilerinin nasıl bir Türkiye ve dünyada yaşamayı arzu ettikleri konusunda bile şüpheleri vardır. Ufuksuz ve amaçsız ideoloji olnıaz. İflâs eden komünizm bile hâla direnerek doğru ya da yanlış bir gelecek önermeye devam etmektedir. Türk milliyetçileri, dünyaya ve Türkiye'ye nasıl bir gelecek önerdiklerini ortaya koymak zorundadırlar.

9- Türk rnilliyetçiliği ne Türkiye'de ne de Türk dünyasında ortak bir siyasal dil üretemenıiştir. En kısa zamanda, Türk milliyetçileri teorik çalışma sürecinde, milliyetçilerin dünyayı anlamlandırmasının aracı olacak kavramsal çerçeveyi geliştirmek zorundadırlar.

10- Türk milliyetçiliğinin dış politik konsepti yoktur. Soğuk Savaş öncesinde antikomünizm ve esir Türkler üzerine kurulmuş olan Türk milliyetçiliğinin dış politik konsepti, Soğuk Savaş sonrasında ortadan kalkmıştır. Son süreçte, Irak'a yönelik ABD operasyonu dış politik konseptin yokluğunu tekrar ortaya koymuştur. Türk milliyetçilerinin bir bölümü büyük bir iyî niyet ile Kürt devletini engellemek için ABD'ye yardım etmemiz gerekir derken, diğerleri haklı bir ulusal gurur ve endişe ile Türkiye'nin ABD'ye karşı tavır almasını önermektedirler. Bir başka yaklaşım ise bu ikisinden çok daha farklı ve omurgasız bir tavır sergilemekte ve "elimizde devletin bilgileri yok bundan dolayı bir şey söylememiz, karşı çıkmamız veya yanında olmamız mümkün değil" demektedir. İlk iki yaklaşım, içinde doğru ve yanlışları ile millî endişelerden kaynaklanır ve netice itibarı ile savunanların arkasında durduğu bir tavırdır. Ancak, üçüncü yaklaşım "onurlu AB'cilik" gibi tavırsızlıktan başka bir şey değildir.

11- Türk milliyetçiliğinin ahlak temelleri büyük bir sarsıntı geçirmiştir. Türk milliyetçiliği, çürümüş Türk siyasal yaşamında ahlâkî değerler üzerinde durmayı mümkün olduğunca başarmış bir harekettir. Gerçi, birleşik kaplar kanunu gereği bir toplumda bulunan bütün hastalıkların kaçınılmaz olarak milliyetçi camiaya da sıçramamış olması düşünülemez. Ancak, bu sıçramalar hiçbir zaman meşru bir zemin kazanmamıştır. Bu da Türk milliyetçiliğine, Türk siyasal yaşamını temizleyecek bir ahlâkî yeniden yapılanma sürecinin öncüsü yapma fırsatını verecektir. Ancak, son dönemde gerçekleşen bazı uygulamaların Türk milliyetçiliğine büyük ölçüde zarar verdiği şüphe götürmez. Türk milliyetçileri, siyasetin bir yüksek ahlâk cemiyeti anlayışı ile yapıldığını, kendilerine ve Türk milletine göstermek zorundadırlar. Ahlâkî bir temele dayanmayan, bu ü(keyi, bu halkı, bu halkın kaynaklarını sömürmek amacı taşıyan mezar soyguncusu zihniyeti, Türk milliyetçiliği hareketinin içinde barındırınak, hatta ödüllendirmek bütün Türk milliyetçilerini olduğu gibi Türk milliyetçiliği ideolojisini de ahlâken yıpratacaktır. Türk milliyetçileri unutmamalıdırlar ki, Türk milliyetçiliğinin ahlaki ölçütleri kan ile yazılmıştır. Bu kan Gün SAZAK'ın kanıdır. Gün SAZAK'ın temsil ettiği ahlaki seviyeyi temsil etmeyen bir milliyetçi hareket kendi ahlaki ölçülerini gerçekleştirememiştir, demektir.

12- Türk milliyetçiliğinin teorik çerçevesinin üç temel ayağı olmak zorundadır. Bunlar sırası ile, yerelmillî ve evrensel dayanak noktalarıdır. Yerel düzlemde, bu, halkın kültür dokusu üzerine oturmalı, onun değerlerini anlamalı, kavramalı, içselleştirmelidir. Millî düzlemde, ulusun millî menfaatlerini doğru tanımlayabilmeli ve millî menfaatlerin gerçekleşmesi için doğru araçlar önerilebilmelidir. Evrensel düzlemde ise, Türkiye'yi ve Türk dünyasını aşan boyuttaki sorunlara doğru cevapları olmalı, bütün insanlığın paylaştığı/paylaşabildiği değerler üretebilmelidir. Türk milliyetçiliği, Yunus Emre'deki yerellikmillîlik ve evrenselliği yakalayabilmelidir. Bugün için ne yazık ki, Türk milliyetçiliğinin evrensellik noktasında çok önemli eksikliklerinin olduğunu itiraf etmemiz gerekmektedir.

13- Türk milliyetçilerinin önündeki en acil görev, emperyalizmin Türkiye için plânladığı federasyon modeli sürecinde dayatmaya çalıştığı ve bir "Türk Kerbelâsı" anlamına gelecek olan iç çatışmanın engellenmesi için, gereken modeller üzerinde çalışmaktır. Bu konuda, Türk milliyetçilerinin gerekli çalışmaları yaptığını söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Türk milliyetçilerinin, Türk milletinin bu en yaşamsal sorunu hakkında detaylı ve bilimsel çözümler üreterek, PKK'nın tahrip ettiği milli dokuyu onarması bir zorunluluktur.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

mitandir 14.07.2008 15:46:28
ülkücü hareket 1980 yılına kadar son derece imanlı ahlaklı canını bu vatana ve Türk milliyetçilğine adamış ve bu yolda başbuğun izinden ayrılmayan lider-örgüt-doktrin yolunu benimseyen son derece güzel bir yol izlemiştir. ancak benim gördüğüm 1980 yılından sonra ülkücü harekette büyük oranda bozulmalar ouşmaya başlamıştır. 1980 den önceki dinamizmi yakalayamamıştır. ve sadece artık milliyetçi müzikleri dinlemekten başka ve konvoylara kurultaylara katılmaktan başka bir yol izlememiştir. elbette ki bu yaptıkları da diğer partilere göre büyük ölçüde daha fazladır. ancak bizler türk milliyetçisiyiz hiçbir zaman dur durak bilmemliyiz başbuğ un başta 9 ışık olmak üzere bütün kitaplarında bütün zafer kurltayında üstüne basa basa belirttiği gibi en büyük düşmanımız cehalettir. öncelikle bunu yenmeliyiz. bugün ülkü ocağında kaç kişi başbuğ un kitaplarını okuyor kaç kişi örf ve adetlerine uyuyor. ülkücülük ismail yk dinlemek midir? ülkü ocağında kapıda girerken kurallar yazılıdır. sigara yasaktır, büyüklerin önünde ayak ayak üstüne atmak yasakyıt. zaten bunlar bizim örf ve adtlerimizde de vardır ancak gençlik öyle biir duruma gelmiş ki kapıdan giriyorum ve yanımda büyük olmasına rağmen ülkü ocağındaki genç ayak ayak üstüne atmış sigarasını tüttürüyor. bu türk töresinde var mdır? ülkü ocağında kur an kursu açılıyor. ordaki gençlerin birçoğu kur an okumayı bilmediği halde kur an kursuna gelmiyor. bir solcu ülkücüye ülkücülükle alakalı kendi beğenmediği bir şeyi sorduğunda ülkücü solcunun düşüncesinin yanlış olduğunu ve gerçek doğru düşüncenin ne olduğunu açıklayamıyor. üniversitelerde siyah takım elbiseli gençler ülkücüler milletten para topluyor ve bunu tabi ki mhp adına yapıyor. üniversitede teşkilata girenlerin bedaca yemek güzel bir yatak gerektiğinde para almak ve bunun karşılığı kavgalara girmek oluyor. bu mudur ülkücülük? halbuki biz ne ülkücülerin hayatını okumuştuk. cebindeki son parasıyla işgal altındaki üniversitede okuyan arkadaşlarına ekmek götürürken şehit olan süleyman özmen  iman yolunda başka yol bilmeyen dursun önkuzu ramazan akşamı kantinde iftar duası ettiği için şehit edilen yusuf imamoğlu atatürk zamanından beri önlenemeyen kaçakçılığı önleyen türkmen ağamız almayan sadece yoksula dağıtan ağamız gün sazak. hapishane de tırnakları çekilerek işkencedeyken bile türk birliğini nizam ı alem i bir an bile unutmayan ve umudunu kesmeyen başbuğumuz ALPARSLAN TÜRKEŞ.  bu dava uğruna kitaplar yazan türk islam sentezi nin büyük yazarı ölürken bile daktilosunun başında ölen seyyid ahmet arvasi işte bu yüce şahıslar ülkücüydü. onların gözünde ne para vardı ne de bir menfaat tek varlıklarını yüce türk milletine adamışlardı. bu hareket öyle bir harelettir ki seçim zamanı para olmayınca bütün ülkücüler kızılay a kan bağışı yaparak para toplanmıştır ve seçimde kullanılmıştır. eğer bu hareket böyle yüce bir idealizme ve imana sahip olmasaydı 5000 şehit verir miydi? bugün lü durumumuzla eski günlerdeki durumumuzu karşılaştırarak düşünmeliyiz. neydik ne oluyoruz ne olacağız?

ulug_bey 15.07.2008 02:13:36
Hareketin “Milli devlet, güçlü iktidar” hedefi ile iktidara yürüyüşü sırasında izlemesi gereken stratejinin özü Türk milliyetçiliği olacak ise ki, başka türlüsü düşünülemez, bunun için Türk milletinin menfaatlerini savunan bir eylem bütünü gerçekleştirilmelidir.

IMF ve Dünya Bankası politikaları altında ezilen Türk köylüsünün varlığını koruma ve savunma, bir bölümünü yok pahasına tasfiye edilen Türk milletinin zenginliklerinin peşkeş çekilmesini engelleme ve bir bölümünü de yoksul Türk halkının haysiyetli yaşama mücadelesinin öncülüğünü yapmak için sokaklara inmek oluşturmalıdır.

Kerkük’te gerçekleşen etnik tasfiye karşısında suskun kalan ve Türkmenlerin Telafer’de yok edilişini sadece izleyen, çocukları katledilen terör örgütü karşısında yüreği yanan milyonların acısının sözcüsü olmayan bir duruşu Türk milliyetçisi, ülkücü duruş olarak nitelendirmek mümkün değildir.

Bunun için Ülkücü hareket demokratik hukuk devleti kuralları içinde sömürülen fındık, ayçiçeği, pancar üreticisi ile işlerinden özelleştirme adı altında yapılan peşkeşlerle atılan işsizlerle birlikte olduğu gibi, Telafer için, şehitlerimiz için yürüyecektir. Ancak milli demokratik tepkimiz sadece bu alanlarla sınırlı kalmayacaktır

Türk milliyetçileri Ayasofya Müzesi’nin tekrar cami haline getirilmesi için büyük bir milli uyanışı da başlatmak zorundadırlar.

Ayasofya’da namaz kılan Türk-İslam ülkücülerinin ortaya koyacağı direnişten, gelecek 10 yılda Anadolu’da fe-derasyon projesini Anadolu’ya gömecek büyük mücadele ruhu doğacaktır.

Biz yeni bir 19 Mayıs ve yeni bir Kurtuluş Savaşı yazabiliriz.

Doğru.

Tabii ki yazabiliriz. Hiç şüphe yok. Ancak, 19 Mayıs’a hiç vardırmamaktır asıl olan. Bunun yolu da bilim ve teknolojide hakimiyet kurmaktır. Birisi şöyle diyor: Türkoğlu artık uyan! Zehir mi kondu aşa? Terk etme kaderini soysuz, sopsuz kalleşe, Birliğini kaybeden yem olur kurda kuşa, Devlet başta değilse konar bin kuzgun leşe, Alt etmezsen doğayı giremezsin yarışa, Üretmezsin üstün güç eremezsin barışa, İlim mürşidin ise düşmezsin aldanışa, Düşme sakın yeise, şehitler yurdundasın, Ata rehberin olsun yenilmez ordunlasın, Gaflet, delalet çağı ebediyen kapansın, Hırsız, hain takımı hakkın nuruyla yansın, Şanlı bir ati için ufkumuz aydınlansın. Yücelsin dil bayrağın! Çıkan her engeli del. Kürşat azmiyle yüksel, uzaya yüksel Hayat üstünlük için sürekli bir yarıştır. Bizim Kızıl Elmamız Bilim, Birlik, Barıştır, Nefret, haset son bulsun, alem sevgiyle dolsun, Sarsılmaz imanıyla TANRI TÜRK’ü KORUSUN.

Gelecek 1000 senede de buradayız. Anadolu’dayız, Kerkük’teyiz, Kıbrıs’tayız, Kafkasya’da ve Türkistan’dayız. Gelecek 1000 senede de tarihteyiz tarihin yapıcısı olmaya hazırlanmalıyız.

Prof.dr.Ümit ÖZDAĞ

yeniden türk milliyetçiliği(y-tm)


Sayfa: [ 1 ]